KİMLER BU AMELİYATI OLMALI: Aslında yapılan ameliyat bir estetik problemin (sarkıklık) bir diğerine (iz) ...
Beyin ve Merkezi Sinir Sisteminde : Sigaradan itibaren bütün uyuşturucuların en büyük zararı ve tahribatı ...
Uşak 112 Acil serviste görevli Emine Bayraktar bunalıma girip ilaç içerek intihar etti. Arkadaşları tarafından ...
Serum sT4 düzeyinde düşme,TSH düzeyinde artma primer hipotiroidi için tanı koydurucudur. Serum sT3 düzeyi değişkenlik ...
DÜŞÜK TANSİYON,YÜKSEK TANSİYON,NORMAL TANSİYON VE GEÇİCİ TANSİYON YÜKSELMESİ NEDİR? TANSiYON, damarlardaki kanın basıncı ile damarların bu ...
Kadınlar için göğüs güzelliği çok önemlidir. Hamilelik, doğum ve emzirme dönemlerinden sonra göğüs şekli mutlaka ...
Domuz gribi aşısının son testleri de tamamlandı; bütün sonuçlar olumlu çıktı. Aşılama 2 Kasım Pazartesi ...
CADUCEUS: Mitolojide Tanrı'nın habercisi olan Merkür'ün asasıdır. ABD ordusu tıp mensuplarının sembolü olup, tıp biliminin ...
Daha önceleri “histeri” ya da “Briquet sendromu” olarak adlandırılan somatizasyon bozukluğu polisemptomatik bir bozukluktur. Erken ...
İdrar akımının anatomik olarak engellenmesine bağlı gelişen ABY formudur. İdrar akımı üst üriner yolda (pelvis ...

Arsiv ‘UYKU BOZUKLUKLARI’ Kategorisi

UYKU BOZUKLUĞU

Yazan emre On Eylül - 30 - 2009 Yorum Yap

Uykusuzluk nedir?

Uykuya dalma, uykuyu sürdürme ve sonlandırmaya ilişkin sorunlar, dinlendirici olmayan uyku, insomnia (uykusuzluk) karşılığı kabul edilmektedir. Gündüzleri yorgunluk hissi, duygu alanında değişmeler (huzursuzluk, hırçınlık gibi), verimlilikte azalma, hatta düşünsel işlevlerde bozulma tabloya eşlik edebilmektedir.

Uykunun dönemleri var mıdır?

Uykuda farklı 5 dönem dikkati çekmektedir. Bu dönemlerden birisi REM (Rapid Eye Movement) diğerleri ise Non-REM olarak adlandırılmaktadır. Non-REM dönemi kendi içinde iki ana bölüme ayrılabilir:

Yüzeyel uyku (1. dönem ve kısmen 2. dönem)

Derin uyku (3. ve 4. dönemler). Bu dönemleri içine alacak şekilde bir tanım yapılırsa uyku, uyanıklıkla 5 uyku dönemi arasındaki periyodik geçişlerdir denebilir.

Genellikle kısa bir uyanık dönemden sonra insanlar 1., 2., 3. ve 4. döneme girmektedir. Uykunun başlamasından yaklaşık 90-120 dakika sonra da ilk REM dönemi ortaya çıkmaktadır. Daha sonra da 90-120 dakikalık aralarla bir gecede 3-5 REM döneminden geçilmektedir. Genç erişkin insan uykusunun yaklaşık olarak %5-10’unu 1. dönem, %45-60’ını 2. dönem, %20-25’ini 3. ve 4. dönem ve %20-30’unu REM dönemi kapsamaktadır. Genel olarak uykunun ilk üçte birlik bölümünde Non-REM, son üçte birlik döneminde de REM uykusu daha fazla yer almaktadır.

Yüzeyel uyku, uyku-uyanıklık geçişi arasındaki dönemi oluşturmakta olup bu dönemde insanlar kolaylıkla uyandırılabilmektedir. Derin uyku sırasında insanın uyandırılabilmesi için daha şiddetli uyarana ihtiyaç vardır. Bu dönemdeki değişimlerin, bedensel dinlenmeye, yenilenmeye hizmet ettiği kabul edilmektedir. Derin uykunun yeterince uyunmadığı ya da deneysel olarak ortadan kaldırıldığı durumlarda ise insanlar dinlenemediklerinden, sabah yorgun kalktıklarından, yeni bir günün yükünü taşıyacak durumda olmadıklarından yakınmaktadırlar.

Rüyalar ne zaman görülür?

Rüyaların % 80′inin REM sırasında görüldüğü bilinmektedir. Bu dönemdeki değişimler, fizyolojik aktiviteler açısından uyanıklığa benzerlik göstermektedir. REM’in işlevi konusunda iki temel açıklama vardır: birincisi, REM’in amacı gün içinde yaşananları unutmaktır, ikincisi, REM uyanıklıkta alınan bilgilerin düzenlenmesinde hizmet eder.REM’in birey için gerekli bulunmayan kayıtları silerek, gerekli olanları düzenleyerek ertesi güne duygusal ve düşünsel olarak hazırlanmaya hizmet ettiği söylenebilir.Ayrıca hayvan deneyleri, öğrenme ile REM arasında yakın ilişki olduğunu ortaya koymaktadır.

Uyku bozuklukları yaygın mıdır?

Uyku bozukluklarının genel populasyonda yaygınlığı % 15-35 civarında olup, % 10-20 oranında ağır ve kalıcı bir şekilde uykusuzluktan yakınanlar bulunmaktadır. İnsanların % 50’si yaşamlarının bir döneminde uykusuzluk çekmektedirler. Bu insanların yarısının sorunlarının ciddi boyutta olduğunu ifade etmeleri, uykusuzluğun önemli ve oldukça yaygın olduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebilir.

Yaşa ya da cinsiyete göre uyku sorunları değişir mi?

Araştırmalar kadınların daha fazla uykusuzluk yakınması bulunduğunu göstermektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte uyku ihtiyacı da azalmaktadır. Gençlerin daha çok uykuya dalma güçlüğü çektikleri, yaşlıların ise uykuyu sürdürmeye ilişkin sorunlarının ön planda olduğu dikkati çekmektedir. Yaşlılıkla artan hastalıkların uykusuzluk oluşumuna katkısı da yadsınamaz. Süregen uykusuzluk, kadınlarda, yaşlılarda ve bedensel ya da ruhsal hastalıkları olanlarda yaygındır.

Uykusuzluk insanı nasıl etkiler?

Uykusuzluk, hasta için uyuyamamanın ötesinde anlam taşımakta, psikososyal, mesleki alanlarda da sorunlara yol açmaktadır. Araştırmalar, uykusuzluğu olan insanların günlük yaşamlarında ve genel sağlık alanlarında daha çok sorunları olduğunu, giderek yaşam kalitesinin düştüğünü ve zaman/enerji yönünden daha çok yardım aramaya yöneldiklerine işaret etmektedir.

Ruhsal bozukluklarda uyku sorunları daha fazla görülür mü?

Psikiyatrik bozukluklarda uykusuzluk yakınmasının % 75 oranında bulunduğu dikkati çekmektedir. Bunların içinde depresyonda ortaya çıkan uyku bozuklukları özel bir yer tutmaktadır. Depresyonda olan kişilerin uyku örüntüsündeki değişiklikler biyolojik gösterge olarak kabul edilmektedir. Bu örüntüdeki tipik özellikler, kısa sürede REM dönemine girme, geceleri sık uyanma, sabahları erkenden uyanma olarak özetlenebilir. Anksiyete (kaygı) tablolarında ise çoğu zaman uykuya giriş sorunları ön plandadır. Bu hastaların bir bölümü gerginlik nedeniyle, yeterince gevşeme elde edemediklerinden uykuya zorlukla girebilmektedirler.

Uykusuzluk nedenleri nedir?

Uykusuzluğa, uyarılmaya yol açan tüm faktörlerin neden olabileceği söylenebilir. Bu nedenle kaynağında kısa süreli ya da kalıcı psikoljik/biyolojik değişmeler yer alabilir.

Bedensel hastalıklar ve bazı ilaçlar biyolojik faktörler olarak ortaya çıkmaktadır.

Psikolojik faktörler olarak bireyin içinde bulunduğu gerginlik ve kaygı gibi yaşantıların, uykunun başlangıcında beklenen gevşemeye engel olduğu, hatta uyku ya da uyumanın kaygı verici bir yaşantı olarak ortaya çıktığı söylenebilir. Böylece, hastanın uykuya girişi gecikmekte ya da uykuya geçememekte, uyku başlasa bile kesintilerle sürmektedir.

Aşırı uyku nedir?

Gündüzleri uyuklamaların temel yakınma olduğu aşırı uyku tabloları, tüm uyku bozukluklarının yarısını oluşturmaktadır. Aşırı uyku tablosunun içinde iki önemli bozukluk yer almaktadır: Bunların birincisi uyku apnesi, ikincisi ise narkolepsidir.

Uyku apnesi, bir saatlik uyku sırasında 10 saniyeden uzun süren beşden fazla sayıda solunum durmasıdır. Yaşamı tehdit eden, ani gece ölümlerine neden olduğu ileri sürülen ve yorgunluk, isteksizlik, verimsizlik, düşünsel işlevlerde bozulma, duygusal dengesizlik gibi çeşitli psikiyatrik belirtilere yol açabilen bir tablodur.

Narkolepsi, gündüzleri uyku atakları, karabasan ve diğer ek belirtilerle karakterize bir tablodur.. Tanı, uyku laboratuarlarındaki çalışmalarla konabilmektedir.

Uykuda konuşma, yürüme, kabus neden olur?

Uykuda konuşma, yürüme, diş gıcırdatma, kabus, korku, karabasan, altını ıslatma gibi tabloları içeren uyku bozuklukları (parasomnia’lar) tüm uyku bozukluklarının % 15.’ni oluşturmaktadır. Genellikle çocukluk ve ergenlik dönemde görülmektedir. Çocuk ve ergenlerin yaklaşık dörtte birinde parasomnia görülmektedir. Bu oran, erişkin dönemde % 1’e düşmektedir. Genellikle uykunun başlangıç dönemindeki Non-REM uykusu sırasında görülmekte olan parasomnia tablolarının genellikle psikolojik nedenlere dayalı olduğu dikkati çekmektedir. Bu nedenle tedavinin temelini psikolojik modeller oluşturmaktadır.

Uyku düzeni bozuklukları nedir?

Uyku düzeni (siklus) bozuklukları, tüm uyku bozuklularının % 2.9′nu oluşturmaktadır. Burada zaman zaman gece çalışanlara, uçakla ekvatora paralel olarak yolculuk yapanlara (jet-lag), günlük siklusu 24 saatten kısa ya da uzun olanlara ait tablolar yer almaktadır. Tedavi nedene yönelik olup, ritmin düzenlenmesi temel alınmaktadır.

Uyku bozukluğunun tanısının konabilmesi için,yakınmanın tanımlanması, nasıl ortaya çıktığının ve ilişkili faktörlerin araştırılmasına yönelik olan ayrıntılı bir görüşme , psikolojik değerlendirme yapılmalı ve fizik muayene ile laboratuvar testleri uygulanmalıdır.Ancak görüşme ve incelemeler sonucunda uygun tedaviye yanıt alınamamış, spesifik bir uyku bozukluğuna işaret eden sorunları bulunduğu düşünülen ya da tedavi sonuçları izlenecek hastalar uyku laboratuvarında incelenmelidir.

Uyku sorunlarının tedavisi nasıl oluyor?

Uykusuzluğu olan kişilerin bir sonuç alamamalarına karşın uyumak için alkol vb. maddeleri kullandıkları dikkati çekmektedir. Bu şekilde, tabloya diğer sorunlar eklenmektedir.

Uykusuzluğun kaynağı olarak görülen bedensel ve psikolojik gerginlikle başetmek için gevşeme teknikleri ile gerginlik ortadan kaldırılmaya çalışılır. Bazı uykusuzluk tablolarında ilaç tedavisi kullanılmaktadır.

Uykusuz insanların bir bölümünde sadece uyku hijyeninin düzenlenmesiyle önemli ölçüde yarar sağlanabilmektedir. Uyku hijyeni için şu noktalara dikkat edilmelidir:

  • çok aç ya da tok olmamak,
  • kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden ve tütün kullanımından kaçınmak,
  • düzenli egzersiz yapmak, ancak akşam saatlerinde heyecan oluşturacak aktivitelerden kaçınmak,
  • uyku gelmeden yatağa girmemek,
  • yatak odasını sadece uyku ve cinsel ilişki için kullanmak,
  • uyuyamadığında uyumaya çabalamamak, yataktan ve yatak odasından çıkarak başka bir yerde zaman geçirip uyku gelince yatağa dönmek,
  • ne kadar uyunursa uyunsun sabah belirli bir saatte kalkmak,
  • gündüzleri uyumamak ve yatak odasını ses, ışık, ısı yönünden izole etmek.

    Aslında bunlar herkesin sağlıklı bir uyku için dikkat etmesi gereken kurallardır.

  • Uyku Bozukluğunda KLİNİK İNCİLER

    Yazan admin On Eylül - 10 - 2009 Yorum Yap
    KLİNİK İNCİLER
    • İnsomni, rahatsız uyku ve gündüz uykululuk hali gibi uykuyla ilgili yakınmaların ele alınmasında ilk yapılacak iş tanıyı belirlemektir. Tanı koymadan, semptomatik tedavi yoluna gidilmesi çoğunlukla tedavinin başarısız olması ve hastaya zarar verilmesi ile sonuçlanır.
    • Uyku bozukluğu olan hastalarda (özellikle de depresif duygularının farkında olmayan insomni hastalarında) depresyon sıklıkla atlanan bir durumdur. Bu nedenle insomninin rutin değerlendirmesi sırasında depresyon dikkatle araştırılmalıdır.
    • Mümkünse, hastanın yatak partneri ya da aynı evde yaşayan bir başka kişiden bilgi alınmalıdır. Bu kimseler hastanın uykusuyla ilgili önemli bilgiler verebilir (horlama, solunum durması, anormal hareketler, v.).
    • Hastanın kendi dolduracağı uyku saatleri, uyanma dönemleri ve uyku ile ilgili diğer bilgilerin yer alacağı kayıtlar değerlendirmede faydalı olabilir.
    • Uyku bozukluğu olan hastaların büyük bölümü uyku hijyeni uygulamalarından yarar sağlar. Bazı olgularda başka bir şey yapılmasına bile gerek kalmaz. Uykuyu iyileştirme ile ilgili öneriler hastalara yazılı olarak verilebilir ve bunlara uyup uymadığı takip vizitlerinde değerlendirilebilir.
    • Hipnotik ajanlarla tedaviye başlamadan önce, hastada obstrükif uyku apne sendromu gibi uyku ile ilişkili solunum bozukluğu olmadığının kesinleştirilmesi önemlidir. Hipnotik ajanlar uyku sırasındaki solunum anormalliklerinin sıklığını ve süresini arttırabilir.
    • Gündüz aşırı uykululuk hali genelde 3 potansiyel etkenin sonucudur: (1) çeşitli uyku bozuklukları, kötü uyku hijyeni, ilaçlar ve tıbbi hastalıklar gibi nedenlerle uyku kalitesindeki değişiklikler; (2) uyku süresindeki akut ve kronik kısıtlamalar; (3) uykunun zamanlamasının uygun olmaması.
    • Hipnotik ajanlarla tedavinin önemli noktaları: etkili en düşük doz; gündüz somnolans ve performans azalması gibi yan etkilerin düzenli olarak takibi; tolerans gelişiminin önlenmesi için tedavi süresinin sınırlanması; ve kesilme döneminde dozun yavaş yavaş azaltılması.

    Hipnotik Ajanlar

    Yazan admin On Eylül - 10 - 2009 Yorum Yap

    Yıllardan beri çeşitli ajanlar uyku verici etkileri nedeniyle kullanılmıştır. Alkol, uyku getirici ve uykuya dalma süresini kısaltıcı etkileri nedeniyle, uykusuzluk çekenlerin en yaygın olarak kullandığı maddelerden biridir. Fakat, uyku yapısını bozması ve ertesi gün aşırı uykulu hissetmeye yol açması sebebiyle, aslında pek de iyi bir seçim değildir. Alkol kullanımı sırasında dinlendirmeyen ve bozuk bir uyku, alkol kesilmesi sırasında da gece sık sık uyanmalar tanımlanmaktadır. Alkol OUA olan hastalarda uyku sırasındaki solunumu da olumsuz yönde etkiler. Antihistaminikler de uyku üzerindeki etkilerinin önceden kestirilemez olması ve sistemik antikolinerjik ve sempatomimetik etkileri gibi çeşitli yan etkileri nedeniyle gönül rahatlığı ile kullanılacak ilaçlar değillerdir. Melatonin uzun süre uykuya yardımcı bir madde olarak düşünülmüş, oldukça popüler olmuştur. Ancak, bu yöndeki çalışmalarda pek güçlü kanıtlar elde edilememiştir. Belki, sirkadyen ritim bozukluklarında daha faydalı olabilir, ancak bu alanda da daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Benzodiazepinler hipnotik ajanlar olarak oldukça güvenli ve etkilidir. Genelde plazma yarı-ömürlerine göre sınıflanırlar. Ülkemizde bulunan preparatlar Tablo 7.’de verilmiştir.

    Tablo 7. Hipnotik İlaçlar (Türkiye’de bulunanlar)
    1. Benzodiazepinler

    Çok kısa yarı ömürlü

    Midazolam (Dormicum ampul®)

    Kısa-orta yarı ömürlü

    Alprazolam (Xanax®)

    Lorazepam (Ativan®)

    Uzun yarı ömürlü

    Diazepam (Diazem® ampul-kapsül, Diapam® ampul-draje, Nervium® tablet, Lizan® kapsül)

    Klonazepam (Rivotril® ampul-tablet-damla)

    Klordiazepoksid (Librax® draje, Klipaks® draje)

    Klorazepat (Anksen® kapsül, Tranxilene® kapsül)

    1. Benzodiazepin olmayan

    Zopiklon (İmovane® tablet)

    Belli bir klinik durumda hangi hipnotik ilacın seçileceği pek çok etkene bağlıdır. Kalıntı olarak gündüz uykululuk hali ortaya çıkarma potansiyeli bunlardan biridir. Yarı-ömrü uzun olan ajanlar bu açıdan daha risklidir. Tolerans ve rebound insomni (ilacın kesilmesini takiben oluşan geçici uyku bir bozukluğu) yaratma eğilimi seçimi etkileyen bir başka etkendir. Rebound ilaç kesilirken dozu yavaş yavaş azaltarak kontrol altına alınabilir. Tolerans gelişmesi riskini en aza indirmek için ilaç etkili en düşük dozda en kısa süre kullanılmalıdır. Eğer uzun süre kullanılması planlanıyorsa, ilacın haftada 4-5 gece alınıp 2-3 gece alınmaması şeklinde aralıklı kullanım önerilebilir. Ancak, hangi günler alınacağı hangi günler alınmayacağı önceden planlanmalı, hastanın tercihine bırakılmamalıdır.

    Benzodiazepinler pek çok uyku bozukluğunda kullanılabilir. Bunlar arasında uyum sağlayamamaktan kaynaklanan uyku bozukluğu, psikofizyolojik insomni, periyodik bacak hareket bozukluğu, zaman dilimi değişikliği sendromu, vardiyalı iş uyku bozukluğu sayılabilir. Depresyona bağlı insomnide de antidepresan tedaviye yardımcı tedavi olarak kullanılabilirler, fakat bu amaçla tek başlarına kullanılmaları uygun değildir. Hangi bozukluk için olursa olsun, benzodiazepinler kısa süreyle ve etkili en düşük dozda kullanılmalıdır. Tedavi süresince hekim olası yan etkileri (uykululuk, bellek bozukluğu, performans azalması, alışkanlık ve tolerans, vb) yakından gözlemelidir. Hipnotikler OUA ve  diğer solunumla ilişkili uyku bozukluğu olduğundan şüphelenilen hastalarda, gebelerde ve ağır alkol kullanıcılarında kontraendikedir.

    Uyku ile İlişkili Bozukluklara Klinik Yaklaşım

    Yazan admin On Eylül - 9 - 2009 Yorum Yap

    Uyku bozukluğu olan hastaların çoğu klinikte insomni ve gündüz aşırı uyku hali yakınmaları ile başvurur. Önemli bir nokta şudur: insomni ve uyku hali kendi başlarına birer bozukluk olmayıp, altta yatan asıl uyku bozukluğunun semptomatik görüntüleridir. Bu nedenle, bu yakınmalarla karşılaşan hekim tedaviye başlamadan önce altta yatan nedeni bulmaya çalışmalıdır. Tablo 5 en yaygın uyku bozukluklarını ve bunların en muhtemel başvuru yakınmalarını göstermektedir.

    Tablo 5. En Yaygın Görülen Uyku Bozuklukları
    Bozukluk

    Birincil Başvuru Yakınması

    İnsomni

    Aşırı uykululuk

    Yetersiz Uyku Hijyeni

    +

    +

    Yetersiz Uyku Sendromu

    -

    +

    Uyum Sağlayamamaktan Kaynaklanan Uyku Bozukluğu

    +

    -

    Psikofizyolojik İnsomni

    +

    -

    Obstrüktif Uyku Apne Sendromu

    -

    +

    Merkezi Uyku Apne Sendromu

    +

    -

    Narkolepsi

    -

    +

    İdiyopatik Hipersomnolans

    -

    +

    Periyodik Bacak Hareket Bozukluğu

    +

    +

    Huzursuz Bacak Sendromu

    +

    -

    İlaca Bağlı Uyku Bozukluğu

    +

    +

    Sirkadyen Ritim Uyku Bozukluğu

    +

    +

    Parasomniler

    -

    -

    Tanısal değerlendirme süreci Tablo 6.’da özetlenmiştir. Olguların çoğunda hastanın beraber uyuduğu kişi(ler)den de bilgi almak, hastanın uyku sırasında farkında olmadığı olayları saptamak açısından yararlı olur. Eğer önde gelen belirti aşırı uykululuk ise bunun şiddeti objektif olarak değerlendirilmelidir. Hastalar uykululuk derecelerini çoğunlukla yanlış değerlendirir. Uykululuk halinin şiddeti hangi durumlarda uyuyakaldığının sorgulanması ile belirlenebilir. Örneğin, televizyon karşısında otururken ya da bir araçta yolcu olarak giderken uykuya dalmak daha hafif şiddete, araç kullanırken kırmızı ışıkta durduğunda uyuyakalmak ya da birisiyle karşılıklı konuşurken bile uykuya dalmak daha ağır şiddete işaret eder. Önde gelen belirti insomnia ise öncelikle süresi belirlenmelidir. Akut insomniye yol açan durumlar genelde geçicidir ve konservatif girişimler ve hipnotik ajanlarla tedavi ile düzelme şansı daha fazladır. Öte yandan, kronik insomni (birkaç aydır süren) genelde daha dikkatli bir inceleme ve daha karmaşık tedaviler gerektirir. Hastanın uykusuzluk diye tanımladığı şeyin uykuya dalma güçlüğü mü (daha çok sirkadyen ritim bozuklukları veya psikofizyolojik insomni ile ilgili olabilir) yoksa uykuyu sürdürme güçlüğü mü (daha çok majör depresyon, MUA ve periyodik bacak hareket bozukluğu ile uyumludur) olduğu da belirlenmelidir.

    Uyku alışkanlıkları dikkatle gözden geçirilmeli, hastanın yatma saati, uykudan önce ve sonra yatakta uyanık geçirilen süre ve uyanma ve yataktan kalkma saatleri öğrenilmelidir. Öykü aynı zamanda ilaç, alkol ve madde kullanım özelliklerini ve uyku hijyenini bozabilecek potansiyel etkenleri de içermelidir.

    İdiyopatik uyku bozuklukları genelde fizik muayene bulgusu vermez. Ancak, belirtilerin bir türlü düzelmediği ya da şiddetli olduğu olgularda bu duruma etkisi olabilecek tıbbi ve nörolojik hastalıklara yönelik bir fizik muayene yapılmalıdır. İyi bir psikiyatrik öykü ve mental durum muayenesi de önemlidir. Ayrıca, tiroid fonksiyon testleri de dahil olmak üzere gerekli kan tetkikleri de yapılmalıdır. Bu yöntemler ile tanı kesinleştirilemediyse polisomnografi ile tanı koyma yoluna gidilmelidir. Tanı konarak tedavi başlanmış bir olguda beklenen yanıt alınamadığı durumlarda da polisomnografi ile inceleme yapılması ve tanının doğrulanması önerilir. OUA veya narkolepsi tanılarından şüphe edildiğinde mutlaka polisomnografik inceleme yapılmalıdır.

    Tablo 6. Uyku Bozukluklarında Klinik Değerlendirme
    • Hasta ile görüşme
    • Ana yakınma: insomni, aşırı uykululuk, parasomni
    • Mevcut hastalığın öyküsü
    • Uyku alışkanlıkları öyküsü
    • Uyku hijyeni öyküsü: yemek ve egzersiz zamanları, gürültü düzeyi, ışık ve sıcaklık yalıtımı, vb.
    • Madde ve ilaç kullanımı (kafein, alkol, uyarıcılar, vb.)
    • Genel tıbbi öykü
    • Uyku günlüğü: yatma-kalkma saatleri, yatakta uykusuz geçen zaman, gece uyanmaları, vb.
    • Günlük uyanıklık ve uykululuk düzeyi: uykululuk ölçeği
    • Psikolojik testler
    • Yatak partneri ile görüşme
    • Fizik ve mental durum muayenesi
    • Serum laboratuar tetkikleri
    • Polisomnografi

    Uyurgezerlik (Somnambulizm)

    Yazan admin On Eylül - 9 - 2009 Yorum Yap

    Uyurgezerlik tekrarlayan uykudan kalkıp gezinme atakları ile tanımlanan bir durumdur. Genelde uykunun ilk üçte birlik kısmında görülür ve NREM uykusunun 3. ve 4. evresinde oluşur. Uyurgezerlik sırasında, kişi boş boş bakar, başkalarının söylediklerine yanıtsızdır ve büyük zorlukla uyandırılabilir. Uyandığında, kişi gezinme dönemini hatırlamaz ve genelde birkaç dakika içinde tam uyanık ve oriente hale gelir.

    Uyurgezerlik dönemleri tipik olarak 10 dakika kadar sürer. Hastalar amaçsızca hantal hantal hareket ederler ve çevrelerine kayıtsızdırlar. Uyurgezer kimseler eşyaların çevresinden dolaşma, kapı ve pencereleri açma gibi hareketleri yapabilirler ki bu uyurgezerliği tehlikeli bir olay haline getirir.

    Uyurgezer hastaların tedavisinde en önemli konu hastalara zarar gelmesinin önlenmesidir. Kişiyi uyandırmaya yönelik girişimlerden kaçınılmalıdır, çünkü bu hastayı korkutabilir veya konfüzyona neden olabilir. Evde kapı ve pencerelerin açılmasına ve hastanın merdivenden düşmesine engel olacak önlemler alınmalıdır.

    Uyurgezerlik çocuklarda erişkinlere göre daha sıktır. Anne-babalara çocuğun sorununun geç ergenliğe kadar uzayabileceği ve sonrasında düzelebileceği söylenmelidir. Erişkinlerde uyurgezerlik genelde depresyon gibi ana psikiyatrik bozukluklardan biriyle ilişkilidir.

    Evre 3 ve 4 uykusunu baskılayan benzodazepinler (örneğin, diazepam 5-20 mg/gece), erişkinlerdeki uyurgezerlik ya da uykuda korku durumlarında kullanılabilir. İlaçlar kesildiğinde ve stresli dönemlerde relaps muhtemeldir. Uyurgezerlik ve uykuda korku ataklarını önlemede trisiklik antidepresanlar da (örneğin, imipramin 50-100 mg/gece) etkili olabilir. Bu ilaçlar daha düşük dozlarda olmak üzere, çocuklarda da kullanılabilir. Uyku hijyeninin arttırılması hafif olgularda düzelmeyi sağlayabilir.

    Parasomniler

    Yazan admin On Eylül - 8 - 2009 Yorum Yap

    Uyku sırasında ya da uyku ile alevlenen rahatsız edici olaylar yaşama ile belirli bozukluklardır. Parasomnilerin hepsi genelde çocukluk çağında yaygındır. Ergenlikle birlikte azalır ve nadiren erişkinliğe kadar devam eder.

    Sirkadyen Ritim Uyku Bozuklukları

    Yazan admin On Eylül - 8 - 2009 Yorum Yap

    Bu grup bozukluklarda uyku-uyanıklık döngüsü ile ilgili içsel ve dışsal sirkadyen ritimler arasında bir bozukluk vardır. Bu yüzden, hastalarda tipik olarak insomni, gündüz aşırı uykululuk ya da herikisi birden görülür. Bu türlü durumlar yaygın olarak peptik ülser hastalığı, gastrit, irritabilite ve depresyonla ilişkilidir. Hastalarda uyuyabilmek için alkol ve hipnotik ajanların, uyanık kalabilmek için de uyarıcıların yanlış kullanımı görülür.

    Bu gruptaki bozuklukların en yaygın olanlarından birisi zaman dilimi değişikliği (jet-lag) sendromudur. Zaman dilimlerinin hızlıca geçilmesi çevre ile insanın iç uyku düzeni arasında bir uyuşmazlık yaratır. Belirtilerin şiddeti geçilen zaman dilimi sayısı ile orantılıdır. Bu durum aynı zamanda sıcaklık ve hormon salınımı gibi vücudun diğer iç ritimlerinin de desenkronize olmasına yol açar. Yeni varılan yerde hipnotik ajanların kısa süreli kullanımı ve kişinin günışığına maruz kalarak iç saatini yeniden ayarlaması önerilen tedavi yöntemleridir.

    Diğer bir bozukluk vardiyalı iş uyku bozukluğudur. Çalışma saatlerinin sık sık değiştiği durumlarda uyku saatlerinin de buna göre değişmesi gerekir. Bu ise çoğunlukla yeni vardiyayı takiben uyku kalitesinin bozulması ve ardından yeni duruma uyum sağlanması şeklinde bir sonuca yol açar. Bu tür yakınması olanlara uyanık bulunmaları gereken zamanlarda mümkün olduğunca uzun süre günışığına maruz kalmaya çalışmaları ve uyudukları odada iyi bir ses ve ışık yalıtımı sağlamaları önerilir.

    Gecikmiş uyku evresi sendromunda kişi normal uyku zamanından geç saatte uykuya dalar ve normal uyanma zamanından geç uyanır. Bu kişiler genellikle hem insomniden hem de gündüz uyku halinden yakınır. Öyküde genellikle bu kişilerin hastalık öncesi dönemde “gece kuşu” tabir edilen kimselerden oldukları saptanır. Tedavide yatma saatini erkene taşımaya çalışmak tamamen yararsızdır. Bunun yerine yatma zamanın günde 3 saat ileri taşıyarak uyku ritminin yeniden kurulmasına çalışılmalıdır. Bu yönteme kronoterapi adı verilir. Bundan başka, sabahları erken saatte 2 saat boyunca parlak ışık tedavisi uygulanmasının da takip eden gecelerde daha erken uyumayı kolaylaştırdığı belirtilmektedir.

    İleri kaymış uyku evresi sendromunda ise normalde istenenden erken yatma ve erken kalkma ile giden bir uyku ritim bozukluğu vardır. Daha çok yaşlılarda görülür ve akşam saatlerinde uygulanan parlak ışık tedavisi ile yararlı sonuçlar alınabilir.

    Kabus Bozukluğu (Rüya Anksiyetesi)

    Yazan admin On Eylül - 8 - 2009 Yorum Yap

    Uykudan hayatı ya da benlik saygısını tehdit eden, uzun süreli ve korkutucu rüyaları ayrıntılarıyla anımsayarak uyanmalar ile belirlidir. Kabuslar REM uykusunda görülme eğilimindedir ve uyanmalar genelde REM dönemlerinin süresinin ve sıklığının arttığı, uykunun ikinci yarısında olur. Çocuklarda özellikle okulöncesi yaşlarda ve okul döneminin ilk yıllarında sık görülür.

    Kabuslar özellikle yaşlı ve kronik hastalığı olan kişilerde ateşli hastalıklar ve deliryum ile de ilişkilidir. Benzodiazepinler ve antidepresanlar gibi bazı ilaçların çekilme dönemlerinde de kabuslar görülebilir. Barbitüratların ya da alkolün çekilme döneminde REM uykusunda meydana gelen artış rüya ve kabus yoğunluğunda geçici bir artışa neden olabilir.

    Kabus bozukluğunun ayırıcı tanısında kabuslara neden olabilecek ana psikiyatrik bozukluklar (örneğin, majör depresyon), ilaç etkileri ya da bir ilaç veya alkolün çekilme belirtileri yer alır. Psikiyatrik bozukluğun tedavisi ile kabuslar düzelebilir. Psikolojik olarak travmatik olaylara bağlı ortaya çıkan kabusların tedavisinde kısa dönemli danışmanlık ve sedatif-hipnotik ajanların makul biçimde kullanımı yararlı olabilir.

    Uykuda Korku Bozukluğu

    Gece korkuları (pavor nocturnus) delta uykusundan ani kısmi uyanmalar ve çığlık atma, beden hareketleri ve korku belirtileri gözlenen tablolardır. Bu ataklar uykunun ilk üçte birlik bölümünde ortaya çıkar ve çoğunlukla korkutucu bir çığlık ve onu takip eden yoğun anksiyete ve taşikardi, takipne gibi otonomik hiperaktivite bulguları görülür. Uykuda korku bozukluğu olan kişiler atak sonrasında tamamen uyanmayabilirler ve genellikle ertesi sabah bu olayı ayrıntılı hatırlamazlar.

    Bu bozukluğun nedeni bilinmemektedir. Ailesellik gösterir, çocuklukta yaygındır ve geç ergenlikte düzelir. Ataklar çok sık ortaya çıkıyor ya da erişkinliğe kadar uzanıyorsa altta yatan bir psikiyatrik bozukluk olması muhtemeldir.

    Huzursuz Bacak Sendromu Tanı Tedavi

    Yazan admin On Eylül - 7 - 2009 Yorum Yap

    Ekbom hastalığı olarak da bilinen bu bozukluğun ana bulgusu alt ekstremitelerde “sinir bozucu” bir rahatsızlık duygusu ve yatağa girdikten sonra uykuya dalmadan hemen önce olan engellenemeyen tarzda tekme hareketleridir. Noktürnal myoklonusun tersine, bu bozuklukta hastalar bu hareketlerin farkındadır ve rahatlamak için bacakları germe, sallama ve yürüme gibi çarelere başvururlar. Sonuç olarak, uykuya dalma güçlüğü yaşarlar. Birçok hasta depresif, irritabl ve öfkelidir. İş kaybı ve ilişki sorunları oldukça yaygındır.

    Huzursuz bacak sendromu ileri yaşta daha sık görülür. Gebelik, yorgunluk, çevresel sıcaklığın çok düşük ya da çok yüksek olduğu ortamlar, kafeinli içeceklerin tüketilmesi, trisiklik antidepresanlar ve ilaç çekilme sendromları belirtileri arttırabilir.

    Genellikle idiyopatiktir, ancak, pernisiyöz anemi B12 eksikliği), demir eksikliği, üremi, lösemi, romatoid artrit ve fibromyozit gibi çeşitli tıbbi durumlarla ilişkili olarak da ortaya çıkabilir. Bu sendrom alt ekstremitelerin derin kaslarında meydana gelen ve uyku ile ilişkisi olmayan noktürnal bacak kramplarından ayırt edilmelidir. Huzursuz bacak sendromunun tedavisi temelde periyodik bacak hareket bozukluğu tedavisi ile aynıdır.

    Periyodik Bacak Hareket Bozukluğu (Noktürnal Myoklonus)

    Yazan admin On Eylül - 7 - 2009 Yorum Yap

    Bu bozukluk alt ekstremitelerin seğirme ya da tekmeleme tarzında tekrarlayıcı (genellikle her 20-40 saniyede bir) hareketleri ile belirlidir. Hastalar genelde bir türlü geçmeyen uykusuzluk yakınması ile başvurur. Uykusuzluk daha çok uykuya daldıktan sonra oluşan çok sayıda uyanmalar olması şeklindedir. Bir kısım hasta da gündüzleri olan kronik hipersomnolanstan yakınır. Her iki durumda da hastalar uykuda olan hareketlerin ve onları takip eden kısa uyanmaların farkında değildir. Bu bozukluk orta ve ileri yaşlarda daha yaygındır. Çoğunlukla idiyopatiktir, ama ilaç çekilme sendromları, uyku apne sendromu, narkolepsi, kronik renal ve hepatik yetmezlik durumları ile ilişkili olarak ve trisiklik antidepresanlar gibi bazı ilaçlarla tedavi seyrinde de görülebilir. Hareketler genelde stresle alevlenme gösterir.

    Hastanın birlikte uyuduğu kişi bacak hareketleri açısından sorgulanmalıdır. İdiyopatik olguların tedavisi eğer belirtiler günlük yaşamda bozulma yaratıyor ya da psikolojik sağlığı bozuyorsa gereklidir. Şimdiye kadar yapılan çalışmalarda yararlı sonuçlar alınan bazı ajanlar şunlardır: baclofen 20-40 mg, klonazepam 0.5-1 mg, karbidopa 25 mg+levodopa 100 mg. Bozukluk kronik olduğundan uzun süreli tedavi gerekli olabilir, haftada bir iki gün ilaç tatili verilmesi tolerans gelişmesi riskini en aza indirir.

     

    GOOGLE Arama Motoru

    Özel Arama
     

    Lida mucizevi bitkisel zayıflama  |  Lida kapsülünün faydalarını tanıyın...