Göğüs büyütme ameliyatı en çok rağbet gören üç estetik ameliyattan biridir. Bir çeşit estetik ameliyatı ...
Kongre Adı 5. Uludag Noroloji Günleri Branş Nöroloji Tarihi 11 - 14 Mart 2010 Yeri Karinna Otel Bursa / ...
Yoğun Bakımların Sınıflandırılması Yoğun bakımlar uğraş verdikleri konulara göre ayrılabildikleri gibi, kuruluş amaçlarına ve hedefledikleri tedavi ...
İftardan sonra içeceğiniz 1 şişe maden suyu, gün boyu boş kalan ve dinlenen mideyi rahatlatıyor. ...
Yoğun Bakımda Gastrointestinal Sistemi Problemi Olan Hastalar • Gastroistestinal sistem ( GİS ) kanaması, • Fulminan karaciğer yetmezliği, • Ağır pankreatit, • Mediastinite ...
Kızlık Zarı Nedir? Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik öneme sahip olan kızlık zarı tıbbi ...
Hemşirelik Tanıları Toplana veriler doğrultusunda anemik hastalar için olası hemşirelik tanıları: 1.Eritrosit sayısının azalması ile ilgili ...
Botoks ya da Botulinum toksini, Klostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bir toksindir. Botoks denen ...
Uzun süren açlık sonucu kişide kan basıncı oynamaları, ani kan şekeri düşmesi, gerilime bağlı ...
Etkileri:Eroin kullananlarda görülen neşe ve canlılığın meydana getirdiği caziplik, bir süre sonra yerini fiziksel ve ...

Arsiv ‘S’ Kategorisi

SEKS HER YAŞTA VAR

Yazan fazli On Ekim - 24 - 2009 Yorum Yap

Seks gençlik, yetişkinlik kadar yaşlılıkta da önemli. Hele de yaşam süresinin 80′lere çıktığı, bir kadının ömrünün üçte birinin menopozda geçtiği düşünülürse. Hâlâ “Bu yaşta seks olur mu?” diyorsanız, uzmanları dinleyin…
Bebeklik, çocukluk, ergenlik, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık… Her dönemin kendine özgü hormonal değişimleri, her hormonal değişimin getirdiği ruhsal ve bedensel farklılıklar var. İnsanların en az düşündüğü, oysa insan yaşamının uzamasıyla belki de en çok içinde bulunduğu dönem yaşlılık. Kadınlar için bu dönemdeki en büyük değişim, menopozu da içine alan klimakterium. Bu, kadının üreme yeteneğinin ortadan kalktığı bir dönem. Peki bu dönemde seks mümkün mü? Bu soruya toplumdaki genel kanının aksine, uzmanların yanıtı, “evet”. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Sezai Şahmay da o uzmanlardan biri. İşte yaşlılık ve seks üzerine anlattıkları…

-Klimakterium dönemi için belirli bir yaş sınırı var mı?

Belirtileri 45 yaşta başlıyor. Menopozla birlikte belirginleşiyor. Klimakterium sonu 65 yaşa denk geliyor. Bu dönemin en belirgin özelliği, ateş basması, terleme. Bunların oranı yüzde 80. Ondan sonra da yüzde 77 ile seksüel açıdan istek, libido kaybı, yüzde 68 ile seksüel problemler geliyor.

ÜREME BİTİYOR AMA…
IPB Image

-En çok görülen seksüel sorunlar neler?

Östrojen eksikliği nedeniyle gelişen vajinadaki hormon çekilmesine bağlı olarak büzüşme, küçülme, elastikiyetin ve ıslaklığın kaybolması… Bu hormonsuzluk kadınların yüzde 65′inde ilişki esnasında problemlere yol açıyor, yüzde 61′inde kaşınma ve yanmaya, yüzde 36’sında idrar problemlerine, yüzde 35′inde ise idrar yolu enfeksiyonlarına. Sadece yüzde 15′inde hiçbir şikâyet görülmüyor.

Bu, cinsel yaşamın bittiği bir dönem mi?

Hayır, cinsellik devam ediyor, ancak üreme bitiyor. Daha 24 yaşlarında bir asistanken, 55 yaşında bir kadın hasta “Beyle yatarken ağrı oluyor” şikâyetiyle hastaneye gelmişti. Ben de içimden “Bu yaşta bile beyle yatıyorsun, yuh be” diye düşünmüştüm. İnsanlar gençken böyle düşünüyor, ancak sonra anlıyor… Yine de bu yaşta ilişkide bazı sorunlar ortaya çıkıyor tabii ki. Kadın ağrı hissettiği için ilişkiden çekiliyor ve psikolojik olarak isteği azalıyor. İsteğin azalması kadında uyarılmayı geciktiriyor, uyarılmanın gecikmesi vajinasının ıslaklığının azalmasına, bu da ilişkide ağrıya neden oluyor. Bu fasit bir daire. Aslında menopozdan sonraki sorunları yenmenin yollarından biri ilişkide bulunmaya devam etmek. Bu, genital sağlık için önemli.

Burada Freud’un bir lafını da hatırlatmak gerekiyor; “Karı-koca arasındaki ilişki akşam yemekte başlar”… Koku, görme, ışık, dokunma, temas…

-Uluslararası çalışmalara da katılıyorsunuz. Türkiye’de kadının yaşadığı yaşlılıktaki cinsellikle diğer ülkelerdeki durum arasında nasıl bir farklılık var?

Oralarda kadının cinsel yaşamını sürdürebilmesi daha kolay. Çünkü evlilik müessesesi Türkiye’deki kadar katı değil. Özellikle ileri yaştaki kadınların cinsel yaşamının bitmesinde, eş kaybı önemli bir faktör. Kadının yeni partner bulması yurtdışında kolay, olağan.

-Ortalama yaşam süresinin uzatılması yönünde çalışmalar var. Bu durum cinsel yaşamı nasıl etkiliyor?

Problem orada zaten. İnsanların ortalama yaşam süresi, 50′ydi. O yüzden kadınlar menopozu da bilmiyorlardı. Şimdi Türkiye’de kadınlarda ortalama yaşam, 72. Erkekler 8 yıl daha az yaşıyorlar. Bir kadın yaşamının üçte birini menopozda geçiriyor. Haliyle menopozla gelen problemler de önem kazanıyor.

-İkinci bahar olarak da nitelendirilen bu dönemde yaşanan seks, kimi uzmanlara göre, üreme bittiği için sadece zevke yönelik oluyor. Sizce de öyle mi?

Gebe kalma korkusu olmadığı için kadınlar bu dönemde daha liberal, mutlu seks yapıyor. Artık, cinsellik önemli yaşam kalitesi kriterlerinden biri olarak düşünülüyor. Bizim amacımız da, bu dönemde kadının yaşam kalitesini yükseltmek, mutlu ve rahat bir yaşam sürmesini sağlamak.

CANIM SEKS İSTEDİ, AMA…

-”40′ından sonra azmak” gibi deyimlerimiz göz önüne alınırsa, sanırım bu amacın önündeki en büyük engel de, toplumsal baskı.

Evet, maalesef… Bu konularda bilinçlenmek lazım. Mesela, asistanlığım sırasında, 63 yaşındaki bir kadın, ilişki sonrası kanama şikâyetiyle bize başvurdu, tecavüze uğradığını söylüyor. Onu adli olaylara sevk etmemiz lazım, ancak tecavüz belirtileri yok. Belki erkek olduğumdan bana gerçeği söylemiyordur, diye bir kadın personel yolladım. Ona “Canım seks istedi, yukarıdaki komşuyla cinsel ilişkide bulundum” demiş. Kadın yaşlı olduğundan vajinada daralma olmuş, elastikiyet kaybı var, o yüzden kanama olmuş.

-İlk defa gördüğü ve belki de bir daha hiç görmeyeceği insanlara dahi yalan söyleme ihtiyacı duyuyor yani.

Evet, utanıyor çünkü. “Bu yaşta seks yapılır mı?” diye kafasında bir yargıya varmış.

-Hep kadınlardan konuştuk. Erkekler sizin alanınız dışında ancak yine de yaşlılık döneminde onlar ne gibi değişiklikler geçiriyorlar?

Kadın erkek arasında önemli farklılıklar var. Yine de erkeklerde yaşlılıkta seks olayı tam belli değil. Yani erkekler tek düğmeli basit bir makine gibi, ereksiyon olduğunda sorun kalmıyor. Kadınlar ise karışık bir makine. 45-59 yaşları arasında yapılan bir çalışmanın sonuçları bu farkı çok iyi ortaya koyuyor. Bu yaşlardaki kadınların yüzde 68′i arkadaşlık, evlilik ve beraberliği arzularken, erkeklerde bu oran yüzde 35, seksüalite ise yüzde 60 oranında. Erkek beyninde seks ve gıda yarı yarıya yer alıyor. Kadında daha ziyade feminen duygular ağır basıyor.

Sarkoidoz Hastalığı Tanı Tedavisi

Yazan admin On Eylül - 3 - 2009 Yorum Yap

SARKOİDOZ

tanım

  • •Etkilediği doku ve organlarda nekrozlaşmayan epiteloid hücreli granülomlar oluşturan ve granülomların ya rezolüsyonu ya da hiyalen bağ dokusuna dönüşmesi ile karekterize bir hastalıktır.
  • •Birçok organı tutabilen nedeni bilinmeyen bir hastalıktır.
  • •Her yaş grubunda görülmekle birlikte, genç ve orta yaş grubunda ve kadınlarda daha sık
  • •Siyah ırkta beyaz ırka göre sekiz kat fazladır.
  • •Hastaların çoğunda intratorasik tutulum var.
  • •Hastalıkta akciğer bulguları ön plandadır.
  • •Hastaların % 40-60’ı semptomsuzdur.
  • •En sık tutulan organ akciğerlerdir.
  • •Ekstra torasik en sık tutulan organlar deri ve gözlerdir(%20-25).

Diğer tutulan organlar:

  • •Karaciğer,
  • •lenf bezleri
  • •tükürük bezleri,
  • •kalp,
  • •sinir sistemi,
  • •kaslar, kemikler

etyopatogenez

*Killi toprak

*Talk

*Berilyum

*Oksalat

  • •T-lenfositlerin fonksiyonel aktivitelerindeki artışı neyin tetiklediği henüz bilinmiyor.
  • •Genetik yada konağa ait başka faktörler rol oynuyor olabilir.
  • •Granülomlar akciğer parenkiminin her yerinde, genellikle alveol, bronş ve damar duvarlarında ve bronş submukozasında yerleşir.
  • •Granülomlar aylarca taze kalabilir veya çoğunlukla iz bırakmadan iyileşir.
  • •Ender olarak fibrozis gelişir.

patoloji

  • Sarkoid granülomu T-lenfositlerinin (CD4) ve makrofajların aktifleşmesi ile oluşur.

iki karekteristik zon bulunur.

  • Santral zon (folikül): makrofaj, çok nüveli dev hücreler ve epiteloid hücrelerin sıkıca yakınlaşması sonucu oluşur.
  • Periferik zon: lenfosit, monosit, plazma hücreleri ve fibroblastlardan oluşur.

klinik bulgular

  • •Hastaların % 40-60 asemptomatik
  • •Hiler lenfadenopatilerin % 70’i spontan geriler.
  • •Klinik seyri tahmin etmek güçtür.
  • •Göz, SSS ve hiperkalsemi acil tedavi gerektirir.
  • •Fibrozis gelişen olgularda mortalite % 40

intratorasik sarkoidoz

  • •Hiler ve paratrakeal lenf bezleri ve akciğer tutulumundan oluşur.
  • •Akciğerler hastaların % 90’ında tutulur.
  • •Semptomlar ve muayene bulguları, radyolojik bulgular kadar zengin değildir.
  • •Öksürük *nadir*
  • •Ateş *nadir*
  • •Dispne
  • •Hemoptizi ve kronik balgam
  • •Wheezing

“Löfgren sendromu”

  • •Sarkoidozun hafif bir klinik formudur.
  • •Ateş,
  • Eritema Nodosum,
  • •Bilateral hiler LAP (% 90)
  • •Poliartrit (genellikle üveit)
  • •Erken inflamasyon dönemini gösterir.
  • •Hastaların % 85’den fazlası birkaç hafta ile ayda spontan remisyon görülür.

radyolojik bulgular

  • •Hastaların % 90’dan fazlasında radyolojik bulgu vardır.
  • •En sık görülen bulgu (% 50-85 ) Bilateral hiler LAP
  • •Paratrakeal, para-aortik, ve subcarinal lenf bezleride çoğunlukla büyür.
  • •Hastaların % 20-50’sinde akciğerlerin üst orta ve posteriorda parenkimal infiltrasyon vardır.

radyolojik bulgular

  • •Ağır ve ilerlemiş olgularda parenkim harabiyetine bağlı:
  • •Bül ve kistik lezyonlar
  • •Hilusların yukarı deviasyonu
  • Plevral efüzyon:
  • •Ender rastlanır.
  • •Tek taraflıdır.
  • •Yaklaşık % 1-3 oranındadır.

radyolojik evreleme

  • •EVRE 0 : Normal radyolojik bulgular
  • •EVRE I : Bilateral simetrik hiler lenfadenopati
  • •EVRE II: Hiler  lenfadenopatiler  ve  akciğer parenkim infiltrasyonları (non-fibrotik)
  • •EVRE III: Hiler lenfadenopati olmaksızın akciğer parenkim infiltrasyonları
  • •EVRE IV: Yaygın fibrozis ve kistik değişiklikler

bilgisayarlı tomografi

  • •Mediasten ve paratrakeal lenf bezlerinin varlığının saptanması amacıyla
  • •Parenkim lezyonlarının tanımlanmasında
  • •HRCT’de alveoler infiltrasyonlar bronkovasküler alanlarda mikronodüller  (1-3 mm) tipik bulgular.
  • •Buzlu cam görünümü
  • •Traksiyon bronşektazisi
  • •Bal peteği görünümü

deri bulguları

  • AKUT:
  • •Eritema Nodosum :  heriki bacak ön yüzünde kırmızı-kahverengi lezyonlar
  • KRONİK:
  • • Plaklar
  • •Makülopapüler rash’lar
  • Lupus pernio,
  • •Sarkoidoz skarları
  • Subkutan nodüller

göz bulguları

  • Anterior Üveit: en sık rastlanan göz bulgusudur. Tek yada çift taraflı olabilir.Sarkoidozun ilk belirtisi olabilir.
  • Konjunktivit ya da konjunktival nodüller
  • Sjögren benzeri bulgular: Gözlerde kuruluk, batma ve kızarıklık. Gözyaşı bezlerinde granülomatöz lezyonlar ve lenfosit infiltrasyonu
  • Glokom
  • Optik nörit
  • Katarakt

kalp bulguları

  • •Kalp seyrek olarak tutulur.
  • •Mortaliteyi en çok etkileyen tutulum
  • •% 5 hastada myokard tutulum bulguları vardır.
  • •İletim bozuklukları
  • •Aritmiler
  • •Kardiyomyopati
  • •Kalp lezyonlarının asemptomatik dönemde saptanması ani ölüm riskini azaltır.

hepatomegali

  • •Perkütan karaciğer biopsisi ile hastaların %40-70’inde non-kazeöz granülomlar gösterilmiştir.
  • •%10’dan az hastada klinik belirti verir.
  • •Serumda Alkali Fosfataz ve g-gt, transaminler yüksek bulunur.
  • •Steroid tedavisi ile geriler
  • •Tedavisiz vakalarda siroz gelişebilir.

periferik lenf bezleri

  • •Servikal
  • •Supraklavikuler
  • •Aksiller
  • •Epitroklear

(sıklıkla tutulan lenf bezleridir.)

  • •Lenfadenopatiler çoğunlukla ufak, ağrısız, lastik kıvamında ve kendiliğinden geriler.
  • •Olguların % 5’inde büyük LAP görülür.

“nörosarkoidoz”

  • •Hastaların % 5’inden azında görülür.
  • •En sık bulgu kranial nöropatidir.
  • •En çok 7. ve 5. kafa çiftleri tutulur.
  • •8.kafa çifti tutulursa duyu ve denge problemi ortaya çıkar.
  • •Hipotalamus ve hipofiz fonksiyon bozukluğu
  • •Menengiom
  • Aseptik menenjit
  • •Hidrosefali

ürogenital sistem

  • •Epididimit
  • •Uterus ve testiste granülomatöz kitle
  • •Amenore
  • Metroraji
  • •Menoraji
  • •Memede kitle

diğer bulgular

  • Splenomegali % 10-20 hastada
  • •Tükrük ve gözyaşı bezlerinde büyüme
  • •Kas iskelet sistemi tutulumu
  • •Böbrek taşı, nefrokalsinozis ve böbrek yetmezliği
  • •Hastaların % 10’unda üst solunum yolu tutulumu olabilir. Nasal konjesyon, baş dönmesi, epistaksis, anozmi, rinore.

“Herfordt” sendromu

  • • Ateş
  • • Parotis ve göz yaşı bezlerinde büyüme
  • • Üveit
  • •Bilateral hiler lenf bezi büyümesi

özel durumlar

Çocukluk çağı

  • •15 yaş altında nadir.
  • •Yaş küçüldükçe hastalığın yaygınlığı artar.
  • •Deri ve lenf bezleri tutulumu sıktır.
  • •Prognoz daha kötüdür

Gebelik

  • •Hastalık üzerine etkisi genellikle olumludur.
  • •Çoğu hasta ilaç kullanmaksızın iyileşir
  • •Doğum sonrası nüks görülebilir.

laboratuvar bulguları

  • •Sedimantasyon yüksekliği
  • •Aktif dönemde lenfositopeni
  • •Hipergamaglobülinemi
  • •Serum ACE düzeyi aktif hastaların % 70’inde yüksek bulunur.
  • •Hiperkalsemi ve hiperkalsiüri
  • •Kweim testi
  • •Tüberkülin testi
  • •Galyum 67 sintigrafisi

bronko-alveoler lavaj

  • •Tanıyı ve alveolit varlığını kuvvetle desteklemesine rağmen duyarlılığı düşük
  • •T lenfositler sayısal ve oransal olarak artar
  • •Aktif olguların % 70’inde T lenfositler % 15’ den fazladır. CD4+ / CD8+ oranı normal bireylerde 2/1’dir. Sarkoidozda bu oran 4/1 ile 10/1 arasında olabilir.

solunum fonksiyon testi

  • •Genellikle restriktif tip bozukluk görülür.
  • •1/3 hastada obstrüksiyon bulguları ve bronş hiperreaktivite eşlik edebilir.
  • •Evre I’de SFT  % 80  normal
  • •Evre II ve III’de % 40-70 bozukluk
  • •Evre IV’de olguların tamamında bozukluk
  • •Parenkim tutulumunda DLCO azalmıştır.
  • •FEV1 ve FVC takipte kullanılır.

ayırıcı tanı”

  • •Tüberküloz
  • •Brusellozis
  • •Berilyozis
  • •Histoplazmozis
  • •Hipersensitivite pnömonisi
  • •İdiopatik pulmoner fibrazis
  • •Mantar enfeksiyonları
  • •Lenfoma
  • •İlaç reaksiyonları
  • •Lokal sarkoid reaksiyonlar

biyopsi yerleri

  • •Deri lezyonlar, periferik lenf bezleri
  • •Konjunktiva lezyonları
  • •FOB ile endobronşial yada transbronşial biopsi (tanı değeri % 60-90)
  • •Mediastinoskopi
  • •Torakoskopi
  • •Açık akciğer biopsisi (tanı değeri %100)
  • •“Löfgren” sendromunda biopsi gerekmez.

klinik aktivite kriterleri

  • •Ateş
  • •Üveit
  • •Eritema nodosum
  • •Lupus pernio
  • •Makülopapüler döküntü
  • •Skarlarda değişme
  • •Poliartralji
  • •Splenomegali
  • •Akciğer grafisinde kötüleşme
  • •Akciğer fonksiyonlarında bozulma

tedavi

  • •Tedavide kortikosteroidler kullanılır.
  • •Hastalığın aktif dönemde olması, sarkoidozun yaygın olması mutlaka tedavi başlanmasını gerektirmez !!
  • •Akut başlangıçlı aktif hastalığın spontan remisyona girme şansı yüksek
  • •Kısa süreli tedavide KS’ler etkili, uzun dönem etkinlikleri kesin değil.

tedavi endikasyonları

  • •I. ve II. evredeki hastalar semptomsuz ve ekstratorasik tutulum yoksa tedavisiz izlenmeli
  • •Yalnız ateş, artralji, eritema nodosum gibi gibi akut inflamatuvar bulguları olanlar öncelikle NSAİ ile tedavi edilmelidir. Bu ilaçlara yanıt yoksa KS kullanılmalıdır.
  • •I. ve II. evrede olup öksürük, dispne, egzersiz intoleransı gibi semptomları olan hastalar mutlaka kortikosteroidlerle tedavi edilmelidir.
  • •Evre II’de semptomsuz ancak hafif obstrüksiyonu olan hastalar fonksiyonel açıdan izlenmelidir.
  • •III. evredeki hastalarda semptom ve fonksiyonel bozukluk vardır. Bu evrede mutlak tedavi gerekir.
  • •IV. evre hastalar tedaviye dirençlidir. Bu hastalar transplantasyon adayıdır.
  • •Ciddi ilerleyici akciğer tutulumu
  • •Ekstratorasik tutulum(myokard, nörolojik ve göz tutulumu ve hiperkalsemi)
  • •Cilt sarkoidozu olgularında klorakin ya da hidroklorakin gibi anti-malariyel ilaçlar kullanılabilir.
  • •İnhaler steroidlerin etkinliği yoktur.

tedavi dozu ve süresi

  • •Hafif ve orta dereceli olgularda 20-30 mg
  • •Ağır olgularda 40 mg
  • •Myokard veya nörolojik tutulumu olanlarda yüksek doz (60 mg/gün) ile başlanır.
  • •Tedavi süresi en az 1 yıldır.
  • •Kronik ve ağır vakalarda 12-18 ay
  • •Doz azaltılırken yada ilaç kesildikten sonra %20-50 nüks görülür.

  • PREDNİSOLON

40 mg/gün                        2hafta

30 mg/gün                        2hafta

25 mg/gün                        2hafta

20 mg/gün                        2hafta

15 mg/gün                       8-10 ay

alternatif ilaçlar

  • •Klorakin
  • •Hidroklorakin
  • •Metotreksat
  • •Siklofosfamid
  • •Azotiopirin

GÜVENİLİR NEFES SAĞLAMA POZİSYONLARI

Yazan admin On Ağustos - 9 - 2009 Yorum Yap

Bu pozisyonlar solunum sıkıntısı ve panik esnasında yardımcı olur.En rahat pozisyon seçilir.

1.OTURMA

  • Kolları olmayan bir sandalyede oturulur,
  • Ayak tabanları yerde düz olmalıdır,
  • Ayakları desteklemek için kitap kullanılabilir,
  • Öne doğru eğilerek,dirsekler dizler üzerine yerleştirilir,
  • Avuçlar içindeki çene serbest bırakılır,
  • Diyafragmatik ve pursed-lips solunum yapılır,
  • Panik durumunda bu unutulur,bu yüzden pratik yapılmalıdır.

2.YAN YATIŞ

  • Rahat bir yüzeyde yan yatılır,
  • Sırtın düz tutulması için iki yastıkla desteklenir,
  • Diyafragmatik ve pursed-lips solunumlarıa başlanır,
  • Solunum sayısını yavaşlatmak için gayret edilir.

3.MASA KENARINDA OTURMA

  • Bir masa kenarında oturulur,
  • Masanın üzerine yastılar yerleştirilir,
  • Baş yan pozisyonda yastıklar üzerine yerleştirilir,
  • Sırt düz tutulur,
  • Diyafragmatik ve pursed-lips solunumlarına başlanır.
  • Bu aktiviteye başlamadan önce verilen ilaç alınmalıdır.Solunum sıkıntısı hissedildiğinde bu pozisyonlardan herhangi biri seçilmelidir

GEVŞEME EGZERSİZLERİ

Yazan admin On Ağustos - 9 - 2009 Yorum Yap

GEVŞEME EGZERSİZLERİ

l     Kas gevşemesini sağlamak için ilk önce kasılma hissi tanımlanmalıdır. Özellikle solunum sıkıntısının olduğu stresli durumlarda gevşeme egzersizleri günde en az bir kere uygulanmalıdır.

l      Sırtüstü pozisyonda dizler altında yastık,derin diyafragmatik solunum,

l      Otururken başın öne-arkaya doğru hareketi,

l      Başın sağa-sola hareketi,

l      Omuzlarla daire çizme,

l      Eller belde omuzların geriye hareketi,

l      Omuzları kulaklara çekme,

l      Duvar köşesinde öne esneme,yapılarak karın kasları kuvvetlendirilip  daha iyi öksürme sağlanabilir.

SOLUNUM KONTROLÜ

Yazan admin On Ağustos - 9 - 2009 Yorum Yap

SOLUNUM KONTROLÜ

l      Solunumun alt göğüs kafesini kullanarak yapmasıdır.Solunum kontrolünün uygulandığı gevşeme pozisyonları;

l      Yüksek yan yatış,

l      Masada oturma,

l      Öne doğru eğilerek oturma,

l      Öne doğru eğilerek ayakta durma,

l      Arkaya yaslanıp ayakta durma,

l      Her gün kısa bir süre gevşeme pozisyonlarından birinde solunum kontrolü yapılırsa,kontrollü solunum doğal solunum haline gelir ve solunum sıkıntıları daha rahat atlatılır.(günde 2-4 defa)

VİBRASYON Nedir ? Nasıl Yapılır ?

Yazan admin On Ağustos - 9 - 2009 Yorum Yap

VİBRASYON

Göğüs vibrasyonu da postüral drenaj ile birlikte yürütülür ve aynı amaç ile uygulanır.

l      Göğüste titreşim oluşturarak balgamın atılmasına yardımcı olur.

l      Perküsyon yapılan alan üzerine bir el diğerinin üzerine yerleştirilerek uygulanır,

l      Derin bir inspirasyon sonrası,

l      Dirsekler düz,omuzlardan ellere kadar tüm kaslar gergin olarak,hasta nefes verirken göğüs duvarında titreşim sağlanır,

l      Hasta nefes alırken kol kasları gevşetilir,

l      Göğüs duvarına yapılan bu titreşimler 2-5 kez tekrarlanır,

l      Uygulama sonrası oturma pozisyonuna geçilerek öksürülür,

l      Çıkarılan balgamın rengi ve kokusu gözlenmelidir.

l      Vibrasyon uygulamanın süresi,hastanın toleransına ve uygulamaya verdiği yanıta bağlıdır.

l      Perküsyon ve vibrasyon beraberinde yeterli hidrasyonunda sağlanması gerekir.

PERKÜSYON Nedir Nasıl Yapılır ne işe yarar

Yazan admin On Ağustos - 9 - 2009 Yorum Yap

PERKÜSYON

Postural drenajın etkinliğini artırmak için beraberinde perküsyon ve göğse vibrasyonu uygulanır.Perküsyonda sırta çıplak deriye parmaklar birleşik olarak vurulur,el ile göğüs duvarı arasına hava yastığı hapsedilmiş olur.En iyi sonuç her iki el sıra ile ve hızlı bir tempoda birkaç saniyede bir vurularak elde edilir.Oluşan kaba titreşimler gevşeyen sekresyonların çalkalanmasına neden olur.Perküsyon uygulanırken ağrı oluşmaz,hafif gürültülüdür.

l      Perküsyon böbrekler,omurilik,kadınlarda göğüs üzerine ve kemikler üzerine yapılmamalıdır.

l      Direkt cilt üzerine yapılmamalıdır.İnce bir tişört,havlu veya çarşaf üzerinden uygulanmalıdır.

l      Düğme,fermuar ve çıt çıt üzerine uygulanmamalıdır.

Perküsyon uygulaması;

l      Başparmak ve diğer parmaklar kapalı olarak el kubbeleştirilir.

l      Omuzlar ve dirsekler gevşek olarak yalnızca bilek hareketi,

l      3-5 dk.süreyle sürekli ritmik,yumuşak fakat kuvvetli bir şekilde uygulanır.Uygulama sırasında ağrı,rahatsızlık,ciltte kızarıklık oluşturmamalıdır,

l      Perküsyon sonrası vibrasyon uygulanmalı,

l      Oturma pozisyonuna geçerek öksürülmeli,

l      Balgamın rengi,kokusu gözlenmelidir.

POSTURAL DRENAJ NEDİR? NASIL YAPTIRILIR

Yazan admin On Ağustos - 9 - 2009 1 COMMENT

POSTURAL DRENAJ

Postural drenaj yerçekimi yardımıyla bronşlardaki sekresyonun çıkarılmasını kolaylaştıracak spesifik pozisyonlar verilerek yapılır.Sekresyon etkilenen bronşiyollerden bronşa ve trakeaya drene olur ve öksürük ya da aspirasyon yoluyla çıkarılır.Hasta devamlı dik oturduğunda,sekresyon akciğerin alt kısımlarında birikir.Hastaya değişik pozisyon verilerek,yerçekiminin yardımı ile sekresyonların ufak bronşiyol hava yolları ile ana bronşa ve trakeaya hareketi sağlanır.Sekresyon daha sonra öksürük ile çıkarılır.

Postural drenajdan önce hastanın istemlenen bronkodilatör ve mukolitik ilaçları almasının önemi ve bunların sekresyon drenajını kolaylaştırdığı anlatılır.Postural drenaj akciğerin her segmenti için uygulanabilir.Orta ve aşağı lob bronşları,baş aşağı pozisyonda daha etkili drene olmaktadır.

Genellikle her lobun drenajı için beş poziyon verilir;baş aşağı,prone,sağ ve sol lateral ve oturma pozisyonu.

l      Genellikle günde iki defa yemeklerden önce ve yatarken yapılmalıdır.

l      Gerektiğinde kullanılmak üzere hasta yanında balgam kabı,böbrek küvet ve kağıt havlu bulundurulmalıdır. Hasta her pozisyonda 10-15 dakika kalmalı,burun ile yavaş yavaş soluk almalı ve pursed lips şeklinde solumalıdır.

l      Postural drenaj sonrası dişlerin fırçalanmalı ve ağzın çalkalanmalıdır.

l      Hasta verilmesi gereken pozisyonu tolere edemediği durumda yararlı olabilecek diğer alternatif pozisyon verilmeye çalışılmalıdır.

l      Hastaya öksürme egzersizleri ve balgamı nasıl çıkaracağı anlatılmalıdır.

SOLUNUM EGZERSİZLERİ

Yazan admin On Ağustos - 9 - 2009 Yorum Yap

SOLUNUM EGZERSİZLERİ

l      Diyafragmatik solunum,

l      Pursed-lips solunum.

Diyafragmatik solunum;

l      Solunumun en önemli kası olan diyafragmayı kuvvetlendiren bir egzersizdir.Düzenli yapılan egzersizler bu kasın etkinliğini artırır.

l      Rahat bir şekilde sırtüstü yatırılır,baş ve dizler altına yastık konur.

l      Sağ el üst karın bölgesine,sol el göğsün üst tarafına yerleştirilir.

l      1-2 sayıncaya kadar burun yoluyla nefes alırken,sağ el altındaki karın bölgesinin yukarıya doğru hareketi hissedilmelidir.

l      1-2-3-4 sayıncaya kadar dudakları büzerek yavaşça nefes verilir.Bu esnada karın bölgesinin aşağıya doğru hareketi hissedilmelidir.

l      Sol el altındaki üst göğüs bölgesinin hareketi minimal olmalıdır.

l      Günde birkaç kez,yavaş yavaş bu süre beş dakika üzerine çıkmalıdır.(yemeklerden ve yatmadan önce)

Pursed-lips solunum;

l      Solunum sıkıntısı esnasında nefesin kontrolüne yardımcı olur.Ekspirasyonda havayollarını açık tutmaya yardım eder.

l      Burun yoluyla nefes alınır.(1-2 sayıncaya kadar)

l      Dudakları büzerek ıslık çalar gibi nefes verilir.

l      Dudakların büzülmesi intratrakeal basıncı artırır,ağız yoluyla soluk verme ise solunan havanın basıncında azalmaya neden olur.

l      Büzülen dudakların arasından nefes verme süresi yediye kadar sayarak uzatılır.

l      Sandalyede otururken;kollar karın üzerine kavuşturulur,üçe kadar sayarak burundan nefes alınır,öne eğilerek büzülen dudakların arasından yediye kadar sayılarak nefes verilir.

l      Yürürken her iki adımda soluk alınır,her 4-5 adımda büzülen dudaklar arasından nefes verilir.

AEROSOL TEDAVİSİNDE İNHALER YOL ÇEŞİTLERİ

Yazan admin On Ağustos - 9 - 2009 Yorum Yap

AEROSOL TEDAVİSİNDE İNHALER YOL ÇEŞİTLERİ

  • Ölçülü doz inhalerler (ÖDİ)
  • ÖDİ+’spacer’lar (hava haznesi)
  • Kuru toz inhalerler (aerolizer,diskhaler,turbuhaler ve diskus)
  • Nebülizatörler.

Ölçülü doz inhaler (ÖDİ):

Sprey tipi veya ölçülü doz inhalerler ilacın etkili olması gereken hava yollarına direkt ulaşmasını sağlarlar.Daha az miktarda ilaç kullanılır.Vücutta diğer organlarda yan etki oluşturmazlar.İlaç itici bir gazla itilip,küçük partiküller şeklinde akciğere ulaşır.

ÖDİ kullanım basamakları;

  • Ağız kısmındaki kapak çıkarılır ve ÖDİ sallanır,
  • Cihaz baş aynı düzeyde dik olarak tutulur,
  • Derin nefes alınıp,ardından derin nefes verme ile akciğerlerdeki hava boşaltılır,
  • Alet ağızlığı dudaklar arasına alınıp,derin ve yavaş nefes alınırken,eş zamanlı olarak alete basılır,
  • Nefes ortalama 10 sn.tutulur.
  • Burundan yavaş olarak nefes verilir,
  • İkinci kullanım için en az 30 sn. beklenip aynı işlemler yenilenir.

Steroid içeren ölçülü doz inhalerleri kullandıktan sonra mutlaka su ile ağız çalkalanmalı ve gargara yapılmalıdır ve bu su yutulmamalıdır.

ÖDİ+hazne

ÖDİ+hazne kullanımı

  • Ağız kısmındaki kapak çıkarılır ve ÖDİ sallanır ve hazneye takılır,
  • Derin nefes verme ile hava dışarı boşaltılır,
  • Hazne ağızlığı dudaklar arasına alınıp,derin ve yavaş bir nefes alınırken eş zamanlı olarak alete basılır ve almaya devam edilir,
  • Nefes ortalama 10 sn. tutulur,
  • Burundan yavaş olarak nefes verilir,
  • İkinci kullanım için en az 30 sn. beklenip aynı işlemler yenilenir.

Kuru toz inhaler-diskus

l      Diskusu açmak için bir el ile dış kapağı tutarken diğer elin başparmağı ile başparmak yeri sonuna kadar itilir.

l      Diskus ağız kısmı kişiye dönük ve yere paralel olarak tutulur.Hareket kolu bir ‘klik’sesi duyulana kadar uzağa doğru itilir.

l      Diskus bir dozluk kullanıma hazırdır.

l      Akciğerler boşalıncaya kadar nefes nefes dışarı üflenir(asla diskusun içine değil)

l      Ağızlık dudaklar arasına alınarak diskusun içinden hızlı ve derin bir nefes alınır.

l      Diskus ağızdan uzaklaştırılır.

l      10 saniye nefes tutulur ve sonra yavaşça burundan verilir.

l      Başparmak diskustaki yerine konulup,geriye doğru sonuna kadar çekilir ve tekrar bir ‘klik’ sesi duyulur.Artık diskus kapalı demektir.

l      Örneğin doktor ‘ilacınızı sabah iki puf alın’dediyse bu diskustan iki kez nefes almak değildir.Bütün manevralar 1 dakika ara ile baştan sona iki kez yapılmalıdır.

Nebulizatör

l      Nebulizatör,hasta rahat pozisyonda uygulanmalıdır.

l      Nebulizer içerisine ilaç konulmalıdır.(en fazla 5 ml solüsyon konulmalıdır.)

l      Ağızlık veya maske nebulizere takılır.

l      Bağlantı kablosu ile nebulizer elektrik pompasına bağlanır.

l      Hasta aletin karşısında rahat bir şekilde oturur.

l      Aletin düğmesi açıldıktan sonra hasta rahat bir şekilde nefes alıp verir.

l      Alet içerisindeki solüsyon bitinceye kadar 10 dakika içerisinde ilaç dinlenerek alınır.

 

GOOGLE Arama Motoru

Özel Arama
 

Lida mucizevi bitkisel zayıflama  |  Lida kapsülünün faydalarını tanıyın...