a) Kolloid içeriği azalır, tiroglobulin hidrolizi artar. b) Tiroid hücreleri büyür,damarlaşması artar,zamanla tiroid bezinde büyüme ve ...
Kongre Adı 4. Ulusal Yara Bakımı Kongresi Branş Plastik ve Rekonstüktif Cerrahi Tarihi 4 - 7 Kasım 2009 Yeri Almira ...
fimden alınmı otopsi videosu gerçek otopsiden bi farkı yoktur
Aerosol tedavinin amaçları; Bronşiyal hijyeni artırmak, Kuru ve kalın sekresyonu inceltmek, Öksürüğü artırmak, Yapay hava yolunun yeterli nemini sağlamak, Medikasyonu ...
A-Primer hipotiroidizm Otoimmün hastalıklar Hashimoto tiroiditi İdiyopatik tiroid atrofisi TSH reseptörünü bloke eden antikorlar Bez yıkımı sonucu Cerrahi Radyoaktif iyod Eksternal ışınlama İnfiltratif hastalıklar Hormon ...
Ailevi Akdeniz Ateşi irsi bir bağırsak rahatsızlığıdır. Tekrar eden ...
1)Uzman tabiplerin hastadan almış oldukları ölçülere ve onların direktiflerine göre laboratuvarda çeşitli protezleri ...
Aile hekimliğinin dayandığı temel noktalar yazının devamında verilmiştir. Bu haberin hazırlanmasında Sn. Pemra Ünalan'ın çalışmalarından ...
. Yaşam Bulguları: • Ateş ve solunum; maksimum 4 saat aralıklarla, • TA ve Nb saatte bir alınır ve ...
Prognoz Prognoz karaciğer hücre yetmezliğinin büyüklüğüne bağlıdır. En kötü prognoz ise akut hepatitlerdedir. Sirozlu hastada karaciğer ...

Arsiv ‘D’ Kategorisi

Velilere domuz gribi aşısı mektubu

Yazan fazli On Ocak - 6 - 2010 Yorum Yap

Domuz gribi aşısının son testleri de tamamlandı; bütün sonuçlar olumlu çıktı. Aşılama 2 Kasım Pazartesi günü sağlık personeliyle başlayacak. Sağlık Bakanı ve bakanlıktaki diğer bürokratlar, kamera karşısında aşılanacak. Öğrencilerin ne zaman aşılanacağı ise henüz belli değil. Ama okullar velilere şimdiden kağıt yolladı.Domuz gribi aşısı için izin istedi.

Domuz gribi aşısı Türkiye’deki tüm sınavlarını başarıyla tamamladı. Aşılama 2 Kasım Pazartesi günü sağlık personeliyle başlayacak. Hacı adaylarıyla devam edecek.

Hacı adayları, havaalanı ya da bulundukları illerde belirlenen merkezlerde, sağlık personeli ise çalıştıkları kurumlarda aşılanacak.

Sağlık Bakanı, müsteşarları ve bakanlıktaki diğer bürokratlar ise kamera karşısında aşılanacak. Görüntü ve fotoğraflar daha sonra basına dağıtılacak.

Ve öğrenciler. Onlar için aşı takvimi henüz netleşmedi.

Öğrenciler için aşı takvimi netleşmese de okullar şimdiden harekete geçti, nabız tutmaya başladı. “İsteğinize göre çocuğunuz domuz gribi aşısı olacaktır” yazılı izin kağıtları karar verip imzalaması için velilere ulaştırıldı.

Okul idaresinden izin kağıtlarını alan velilerden biri de, Ankara’daki Yunus Emre İlköğretim Okulu’nda anasınıfına giden Baran Tekin’in annesi Sevim Tekin.

Tekin, yazıyı hala imzalayıp okula teslim etmedi. Daha doğrusu edemedi. Çünkü birçok anne gibi o da oğlu Baran’ı aşılatıp aşılatmamakta kararsız.

Sevim Tekin, Sağlık Bakanı ve bürokratların aşılanmasını bekliyor. “Onları gördükten sonra belki çocuklarımı aşılatırım” diyor.

5 yaşındaki Baran ise canının acımasından korktuğu için şimdiden aşı olmamakta kararlı..

Sağlık Bakanlığından 10 milyon kişiye müjde

Yazan fazli On Ocak - 5 - 2010 Yorum Yap

Sağlık Bakanlığı, birkaç ay içinde piyasaya çıkması beklenen domuz gribi aşısını, kronik hastalığı olanlar, 65 yaşın üzerindekiler, sağlık personeli ve önemli kamu hizmeti gören 10 milyon kişiye ücretsiz uygulamayı planlıyor.

ANKARA – Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Turan Buzgan, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Buzgan, Domuz gribiyle ilgili sorularla ilgili olarak, 18 yaşın altındakiler için ruhsatı olmayan aşının çoklu dozlarda piyasaya sürüleceğini, mevsimsel grip aşısındaki gibi piyasada tekli dozlar halinde satılma ihtimalinin az da olsa bulunduğunu bildirdi.

Aşının enfeksiyon hastalıklarında en önemli korunma yöntemlerinden birisi olduğunu ifade eden Buzgan, şu anda domuz gribine (A/H1N1) karşı henüz geliştirilmiş bir aşının bulunmadığını söyledi.

Daha çok hangi yüzeyler bulaşma kaynağıdır?

Yazan fazli On Ocak - 4 - 2010 Yorum Yap

Öksürük ve hapşırma yoluyla, hasta kişinin tükürük zerrecikleri havaya yayılarak sandalye, masa gibi yüzeylere bulaşabilir. Kişi virüsün bulaştığı bir yere dokunduktan sonra ellerini ağzına, gözlerine veya burnuna sürerse virüs bulaşabilir. Bu yüzeylerde virüsün ne kadar süreyle canlı kalabileceğini etkileyen ısı, nem oranı, yüzey niteliği gibi pek çok faktör söz konusudur. Hasta kişinin temasının olduğu bu yüzeylere dokunulmamalı, herhangi bir sebeple dokunulduysa eller yıkanmalıdır.

Domuz gribini tedavi eden ilaçlar var mıdır?

Yazan fazli On Ocak - 3 - 2010 Yorum Yap

Evet. Domuz gribinin tedavisi veya bu hastalıktan korunmak için doktor kontrolünde kullanılabilecek ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlar doktor tarafından önerilmedikçe, reçetesiz olarak kesinlikle kullanılmamalıdır. Aksi halde beklenmedik birçok etki görülebilir.Örneğin; bu ilaçların doktor tarafından tavsiye edilmeden kullanması diğer hastalıkları tetikliye bilir yani tedavi olalım derken daha da hasta olabiliriz.Yada tedavi olabileceğimiz yerde daha da hasta konumuna düşüp bu hastalıktan kurtulmamız imkansız hale gelebilir.

Domuz Gribi Maili

Yazan emre On Kasım - 10 - 2009 Yorum Yap

Date: Wed, 4 Nov 2009 06:17:10 +0200
Subject: DOMUZ YİYEN ÜLKELERDE NEDEN BU KADAR ÖNLEM ALINMIYOR,
HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ ????
From: gokboru.yayincilik@ gmail.com

Şimdiye kadar üç firma üretim yapmış:

GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix, adlı aşısı.

Baxter International’ ın H1N1aşısı.

Her ikisininde henüz lisansı yok. Avrupa ilaçlar kuruluşu tarafından onaylanmamış.

Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent .

Amerikan’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere, ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerdede durum farklı değil…

Bu aşılar yapıldıgı takdirde:

-Guillain-Barre sendromu

-Vaskülit

-Felç

-Anafilaktik şok

-ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor.

Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi laboratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz.

ŞİMDİ OLAYI İSTERSENİZ TÜRKÇE KONUŞALIM

1-DOMUZ GRİBİ AŞISINDA DOMUZ KANI VAR..

2-BU AŞININ İÇİNDE KISIRLIK YARATAN YAN ETKİ VAR.

3-BU AŞININ İÇİNDE İNSANIN GENETİK YAPISINI BOZAN MADDELER VAR.

4-BU AŞININ İÇİNDE DÜNYADA BİR NUMARALI KANSOROJEN MADDE ÖZELLİĞİ TAŞIYAN FORMALDEHİT BULUNUYOR.YANİ AMERİKA YASAKLI OLAN AVRUPADA YASAKLI OLAN BİR MADDE..(AMERİ KADA BU AŞIYI VURULAN VATANDAŞ DEVLETE DAVA AÇMIŞ)

ŞİMDİ İŞİN SOSYOLOJİK BOYUTU

1-ALMANYADA HÜKÜMET YETKİLİLERİ BÜROKRASİ KESİMİ CİVASIZ AŞIYI KULLANIRKEN, HALKA CİVALI AŞI KULLANACAKLAR BU HABER ALMANYADA DUYULUNCA HALK AYAKLANDI- ÜLKEMİZE GELEN İLK PARTİ AŞI (500 000 AŞI) CİVALI HABERİNİZ VARMI.

2-KUŞ GRİBİ HASTALIĞININ İLACI OLAN TAMİFULU İLACININ FİRMA SAHİBİ Donald Rumsfeld (amerikanın 3. etkili adamı) idi VE 2 MİLYAR DOLAR KAZANDI. ŞİMDİ, BU HASTALIĞIN İLACI OLAN FİRMALARIN HEPSİNİN YAHUDİ FİRMASI OLDUĞUNU BİLİYOR MUSUNUZ..

3-TÜRKİYE DE CİDDİ OLMAMASINA RAĞMEN SÖZDE BİR KAÇ İLDE ESKİLERİN AJAN LAWRENCE’ LERİ GİBİ ÜLKEMİZE SOKULAN SÖZDE SANAL HASTALIK İLE HALKI KANDIRAN BU ÜLKE YÖNETİCİLERİ, HABERLERDE YAPILAN DOMUZ GRİBİ HABERLERİ İLE HALKI PSİKOLOJİK OLARAK BASKI ALTINA ALIP KENDİLERİNCE ALINACAK 43 MİLYON AŞININ, YANİ 1 MİLYAR DOLARLIK AŞININ BAHANESİNİ OLUŞTURDUKLARINI BİLİYORMUSUNUZ.

4-HİÇBİR ÜLKEDE, HATTA ÖLÜMLERİN YAŞANDIĞI ÜLKELERDE BİLE, ÜLKE HALİNDE BU KADAR AŞI TALEBİ OLMAZKEN NEDEN TÜRKİYE KOBAY ÜLKE OLARAK DENENİYOR?

5-DOMUZ GRİBİ HASTALIĞININ KENDİ KENDİNE OLUŞABİLECEK BİR EVRESİ OLMAYAN HASTALIK OLDUĞUNU BİLİYORMUSUNUZ. YANİ ÖZEL LABARATUARDA ÖZEL HAZIRLANMASI GEREKEN BİR HASTALIK OLDUĞUNU BİLİYORMUSUNUZ?

ŞİMDİ ASIL DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN ŞEY

İSRAİLİN TEVRAT’TA ARMEGEDDON SAVAŞI YAPACAK VE SADECE 144.000 KİŞİ KALACAK DİYOR.
BU SAVAŞ İLLA SİLAHLA OLACAK BİR SAVAŞ OLMADIĞINI DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE. BU BU SALGIN HASTALIKLARIN HEPSİ LABARATUAR DA HAZIRLANAN HASTALIK OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE VE İLAÇ FİRMALARININ HEPSİNİN YAHUDİ KURULUŞ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE, SİZCE SONUÇ NE ÇIKIYOR…

BU ARAŞTIRMA YAZISINI MUTLAKA OKUYUN…

Yakın bir zamana kadar, DNA, içine girilmez bir alandı  ama bugün çok net biliyoruz ki genetik sarmallar rahat açılabiliyor ve istenildiği gibi kromozom dizilişine eklemeler, çıkarmalar yapılabiliyor.

Genetik yapısıyla oynanmış gıdalar, doğrudan genetik yapıyla ilintilenen aşılar, tıpkı bilgisayarımıza şu veya bu şekilde giren virüs programları gibi, kendini sistemle entegre eden programlarla pekala insan genini değiştirebiliyor, yapısını bozabiliyor ve hatta yavaş yavaş ölümüne yol açabiliyor

Dolayısıyla, bugün pratikte yapılmasa da kanatlı atların, insan formunda hayvanların, domuzlaştırılmış varlıkların, yarı maymun yarı insan yaratıkların ortaya çıkması an meselesidir. Çünkü bunun mümkün olabileceği artık biliniyor. Yapılmıyorsa sebebi; İsrail’deki din adamlarının gücü, Hıristiyan ruhanilerinin ahlâki istinat duvarlarıdır.

Yakında, insan beden malzemelerinin üretildiği laboratuarlardan söz edilirse şaşmayın. Bunların dini ve hukuki boyutları yıllardır tartışılıyor. Hızla o yöne doğru gidiyoruz Bunun için şeytan da elinden gelini yapıyor. Dünyadaki sürgün hayatı bir an önce bitsin diye, saklı ve gizli telkinlerle insanlığı yıkıma sürüklüyor. Siyasi tabirle insanları kışkırtarak, “Tanrıyı kıyamete zorluyor”

İşte domuzlaştırma operasyonu da bu çalışmalardaki son merhaledir. Bu kadar açıklamanın hülasasına gelince;

Biliyorsunuz son olarak Domuz Gribi diye bir hastalık gündemde. Ve tabii aşısına da Dünyada haysiyet sahibi bilim adamlarından ciddi tepkiler var. ‘Bu aşı, bir hastalığı yok etmek için üretilmedi, aksine insanlığa yeni bir hastalık taşımak için üretildi.’ diyorlar.

Hayır, sizi temin ederim bu aşı sadece hastalık getirmiyor, transgenetik ‘terminatör genler’ de içeriyor. İnsan tabiatını yavaş yavaş meshedecek ve onu başka bir varlığa dönüştürecek genler

Beni şaşırtan ve kahreden ise, Türkiye’nin, Sağlık bakanımızın eliyle bu belaya sürüklenmesidir. Bu belayı insanlığın başına biz sarmışız gibi, aşı uygulamasında pilot bölge yapıldık. Efendim bilmem kaç milyon insan risk altındaymış da aşı yapılmazsa bilmem kaç bin insan ölecekmiş de İnsaf be, insaf. Allahtan korkun. Bu işlere hangi mantık ve vicdan ile bakıyorsunuz?

Yani bakanın dürüstlüğüne inanmasam diyeceğim ki; birilerinin zenginleştirilmesi için Türk milleti kobay yapılıyor!!!  Pekala herhangi bir grip gibi savuşturulacak bir hastalığı, bu kadar büyük bir panikle lanse etmesi hakikaten akıllarda soru yaratıyor

Bu nasıl bir panik böyle? Yoksa birileri bu ülkeye girip virüsü serpti de bizim haberimiz mi yok?

Ben açık söylüyorum, bu kadar açık ikaz ve uyarılara rağmen aşı dayatılacak olursa bu millete ihanet edilmiş olur! Florası, genetiği temiz, hala insan varlıkların yaşadığı Anadolu’ya işgalden beter bir darbe indirir. Düşünün bu toprakları, tohumları, damızlıkları. Tahıl öldü, çeltik öldü, meyve öldü hayvan öldü. Arı öldü bal öldü. Karpuz öldü kavun öldü buğday öldü

Bir zamanlar da nüfus planlaması adı altında bu milleti kısırlaştıracak aşılar yaptılar. Ve bugün biliyoruz ki, Türkiye’de kısırlık son on yılda yüzde 27 oranında artmış durumda…

Ben bu konuda yazacak belki de son insanım. Lütfen hamiyet sahipleri ortaya çıksınlar ve şu meseleyi millete izah etsinler. Özellikle aşılarla, genlerin nasıl tahrip edilebileceği konusunda insanları aydınlatsınlar. Çoğu Siyonist baronlara ait olan ilaç fabrikalarını zengin edeceğiz diye, milletin kanıyla geniyle oynatmayalım!

SEN – SEVDİKLERİN – ÜLKEN – İNSANLIK YOK EDİLİYOR UYANIN ARTIK..
BU İSRAİLİN EN BÜYÜK HEDEFİ… BOZULMUŞ TEVRAT’TA ÖYLE YAZIYOR ÇÜNKÜ…

BU ADAMLARIN İNANCI, BU DA İSRAİL’İN EN BÜYÜK İMANI, UYANIN ARTIK…

Diabet Nedir?Nasıl Olur? Tedavisi Var Mı?

Yazan fazli On Kasım - 3 - 2009 Yorum Yap

Diyabet kronik, pankreasın yetersiz veya hiç insülin üretmemesiyle karakterize, şeker yüksekliğiyle seyreden bir hastalıktır. ‹nsülin, şekerin enerji olarak kullanılabilmesi için hücreye girmesini sağlamakta gerekli bir hormondur. İnsülin miktarının veya etkinliğinin azalmasına bağlı olarak kan şekeri yükselir.

(Hiperglisemi) Bu durum uzun dönemde birçok doku ve organlarda hasara yol açar. Diyabetin iki önemli ve belirgin tipi vardır:

Tip 1 diyabet Tip 1 diyabet otoimmün mekanizmalara bağlı olarak insülinin pankreasta hiç üretilmediği ya da çok az üretildiği tiptir. ‹nsülin vücutta hiç bulunmadığından, diyabet ancak insülin enjeksiyonu veya pompayla tedavi edilebilir. Ayrıca tip 1 diyabete juvenil diyabet de denir. Genellikle çocuk yada genç erişkin çağda ortaya çıkar.

Tip 2 diyabet
Tip 2 diyabet daha çok insülin direnciyle karakterizedir. Tip 2 diyabette insülin yeterince düzenli salınıp etkili olamamaktadır. Aslında insülin miktarları normal, hatta fazla bile olabilir. Sıklıkla egzersiz ve diyet, tedavide en etkin yöntemlerdir. Bununla beraber tedaviye ilaç ve bazen insülin de eklemek gerekebilir. Tip 2 diyabet en sık görülen tip olup toplumda rastlanma sıklığı oranı %90’dır ve dünyada yaklaşık 246 milyon insan tip 2 diyabetlidir.

Her iki tip şeker hastalığı da ciddi etkileri olan hastalıklar olup çocuklarda her iki tip diyabet de oldukça sık bulunmaktadır. Rastlanma sıklığındaki artış, özellikle çocukları korumanın ciddiyeti açısından önemlidir. DİĞER DİYABET TİPLERİ:
Üçüncü tip diyabet ise hamilelik döneminde görülen tiptir. Bazen gebelikten sonra kalıcı olabilir.

Bazı çocuklar tip 1 ve tip 2 arası mixt tip diyabet belirtileri gösterirler. Bu tip diyabete hybrit de denir. Çifte diyabet olarak da adlandırılan bu diyabet tipi, özellikle şişman çocuklarda çok görülmektedir.

Bunlara ek olarak bir de ileri yaşta görülen, tip1 benzeri diyabet vardır, MODY adı verilir.

SİZİN ÇOCUĞUNUZDA DA DİYABET OLABİLİR Mİ?
Diyabetin çarpıcı belirtileri:
• Sık idrara çıkma,
• Aşırı susama,
• Terleme,
• Sık acıkma,
• Kilo kaybı,
• Halsizlik,
• Konsantrasyon bozukluğu,
• Bulanık görme,
• Karın ağrısı ve kusma, sık hastalanmadır.
DİPABETİN KOMPLİKASYONLARI:
Diyabet hayat boyu süren, dikkatle izlenmesi gereken, iyi kan şekeri kontrolünün şart olduğu bir hastalıktır.
İyi olmayan takip ve kontrol yüksek şekere ve uzun dönemde birçok organda hasara neden olur.

• Kalp hasarı: Sıklıkla kalpte ve damarlarda ölümcül zararlara yol açar. Özellikle kalp damarları tıkanabilir, kalp krizi yaşanabilir.
• Böbrek hasarı: Diyalize kadar götürebilir ve böbrek nakline gereksinim duyulacak kayıplar yaşanır.
• Sinir hücreleri: Sinir hücreleri hasar görür, buna bağlı ayak yaraları olabilir.
• Göz hasarı: Göz hasarı kapsamında retina kanamaları ve buna bağlı görme kaybı meydana gelir.
DİYABETİK KETOASİDOZ (DKA):
Genellikle kötü kontrollü yada tedavi almayan tip1 diyabetlilerde görülür. Vücut, şekere ihtiyacı olmasına rağmen insülin olmadığından şekeri başka yollarla elde eder. Bu yol, yağlardır ve yağlardan şeker elde ederken bu normal olmayan üretim aynı zamanda keton oluşmasına da neden olur.

KETON ARTIŞI VE BELİRTİLERİ:
• Hızlı nefes almaya,
• Kalp atışında artışa,
• Karın ağrısına,
• Kusmaya,
• Halsizlik ve ağızda elma çürüğü kokusuna neden olur.
Diyabetik ketoasidoz dünyada tip 1 diyabetli çocukların ölümüne neden olmaktadır. Eğer tedavi edilmezse %100 ölümcüldür. Genellikle beyinde şişme (edem) ile ölüm olur ve bu ölüm nedeni çocuklara özgüdür..

Yeni başlayan tip 1 diyabetli çocukların %40’ında DKA görülür. Özellikle daha tanı konulmamış çocuklarda, yüksek şekerin uzun süre devam etmesi şiddetli ketoasidozise neden olur. Tanı konulamayan tip 1 diyabetli çocukların en önemli belirtilerinden biri ise gece terlemesidir. Yatak ıslak uyanırlar. Bu gibi ön bulguları anlatan posterler geçen yıl italya’da ailelerin çocuklarındaki hastalığı daha erken görmesini sağlamış ve ketoasidoz vakaları %78 den %12.5’a inmiştir.

Diyabetli çocuklar tam sağlıklı ve üretken bir yaşam sürebilirler…

Dünyadaki diyabetli nüfusu 20 yıl içinde 380 milyonu bulacak!..

Humik Asit Domuz Gribine Çare Mi?

Yazan fazli On Kasım - 3 - 2009 Yorum Yap

Tutar, toprağın humus kısmında bulunan humik asitin mucizevi bir madde olduğunu bildirdi. Humit asitin bilinen en güçlü anti oksidan, anti viral, anti mikrobiyal, radikal yakalayıcı ve en iyi vücut düzenleyici olması nedeniyle, insan sağlığı üzerinde olumlu sonuçlar verdiğinin bilimsel olarak ispatlandığını kaydeden Tutar, dünyadaki birçok bilim adamının humik asit üzerinde çalıştığını söyledi.

Türkiye’de humik asit konusunda ilk kez proje hazırladıklarını kaydeden Tutar, TÜBİTAK’ın projeye 300 bin TL’lik destek verdiğini belirterek, şöyle konuştu: “Batı Karadeniz Bölgesi ormanlarında yetişen mor çiçekli orman gülü humusundaki humik madde oranları tespit edilmesi, bölgenin humik madde potansiyelinin belirlenmesi ve organik bileşiklerin yapılarının aydınlatılması üzerinde çalışıyoruz.

Proje çalışmalarına 2008 yılında başladık. Ereğli’den Kırklareli’ne kadar bütün ormanlardaki orman güllerinin humus toprağını topladık. Elimizde 200′e yakın örnek var.

Projede 1 profesör, 2 doçent, 1 yardımcı doçent ve 2 araştırma görevlisi çalışıyor. TÜBİTAK 300 bin TL’lik proje desteği veriyor. Türkiye’de ilk defa böyle bir çalışma yapılıyor.” Proje kapsamında 1 yıl boyunca yurt dışındaki çeşitli kaynaklardan literatür çalışması yaptığını kaydeden Tutar, yurt dışında humik asitin tıpta, tarımda ve hayvancılıkta kullanıldığını ifade etti.

Humik asitin özellikleri itibariyle insan sağlığı açısından gerekli bir madde olduğunu belirten Tutar, şöyle konuştu:

“Humik asit toprağın humus kısmında bulunan organik bir bileşiktir. Humik asiti çeşitli saflaştırma metotlarıyla topraktan alabilirsiniz. Türkiye’de humik asit toprağı zenginleştirmek ve toprağın verimini artırmak amacıyla organik tarımda yaygın olarak kullanılmaktadır. Humik asit yapısı gereği çok fazla su tuttuğu için toprakta kurumayı önlüyor ve mineral içerdiği için de bitkiyi yüzde 30 daha hızlı büyütüyor. Tamamen doğal bir madde, hormon değil. Tavukların direncini arttırmak amacıyla tavuk yemlerinde de kullanılmaktadır. Son zamanlarda et ve süt verimini arttırmak amacıyla hayvancılıkta da kullanılmaya başlanmıştır. Süs bitkiciliğinde kullanılan torfun içinde de yüzde 40 oranında humik asit vardır. Bitkinin gelişiminde etkili olan humik asittir.”

“Araştırma merkezi kurulmalı”

Humik asitin organik bir madde olduğunu ve vücut için hiçbir yan etkisi bulunmadığına dikkati çeken Tutar, şunları söyledi:

“Vücudun direncini arttırıyor, hücrelerin bozulmasını, yaşlanmasını ve yaraların iyileşmesini sağlıyor. Vücuttaki şeker ve kolesterolün düzenlenmesine, tiroid bezinin sağlıklı işlemesine ve zehirli maddelerin dışarı atılmasında son derece etkilidir. Domuz gribi aslında çok tehlikeli bir hastalık değil, sadece hızlı yayılıyor. Bağışıklık sistemi güçlendirildiği takdirde korkulacak herhangi bir durum söz konusu değildir.

Humik asit vücudun griplere karşı direncini artırdığı için, humik asit alanların bu tür griplere yakalanma oranı oldukça düşüktür. Doğanın büyük bir lütfu olan humik asit sayesinde griplerden korunmanın yanı sıra, diğer hastalıklara da yakalanma riskiniz azalacaktır. Bilinen en güçlü anti viral olması nedeniyle humik asit, vücudun bağışıklık sistemini güçlendirdiği için domuz gribinden korunmaya karşı en etkili maddelerden biridir.”

Tutar, Türkiye’de humik asit alanındaki çalışmalara öncülük etmek amacıyla humik asit araştırma merkezi ve derneği kurulması çalışmalarına başladıklarını belirterek, doğanın sunduğu mucize üzerinde farmakologlar, kimyacılar ve tıp uzmanlarının yoğun bir şekilde çalışmaları gerektiğini sözlerine ekledi.

Domuz Gribi Aşısına Başlandı

Yazan fazli On Kasım - 3 - 2009 Yorum Yap
Aşıların Türkiye’ye gelen ilk partisinden alınan numuneler Hıfzıssıhha Laboratuvarlarındaki kontrolleri tamamlanmış ve testlerde bütün sonuçların olumlu olarak çıktığı açıklanmıştı.

500 bin dozluk Novartis üretimi ilk parti aşılar, 81 ilin sağlık müdürlüklerince sağlık kuruluşlarına sevk edildi.

Pandemi Bilim Kurulu’nun verdiği kararlar dahilinde planlanan ve icra edilen “H1N1 Aşı Uygulamaları ve Takvimi”ne göre, ilk aşı uygulamaları “sağlık personeline ve henüz yola çıkmamış hacı adaylarına” bugün yapılmaya başlandı.

Uygulamayla yaklaşık 350 bin sağlık çalışanına aşı yapılması öngörülüyor. Aşılamalar, enjeksiyon yöntemiyle yapılıyor, ABD’de kullanılan burundan sprey yöntemi Türkiye’de uygulanmıyor.

İlk aşı

Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy, Sağlık Bakanlığı Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hazırlanan H1N1 Aşı Odası’nda domuz gribi aşasını yaptırdı.

Aksoy’dan sonra ise hemşire, doktor, 112 çalışanları olmak üzere çok sayıda sağlık hizmeti veren kişilere aşı yapıldı.

Aşı uygulamasıyla ilgili ilk görünü ve fotoğraflar, sağlık hizmetinin aksatılmaması, hijyen kurallarının ihlal edilmemesi ve birey haklarına özen gösterilmesi gibi kaygılar nedeniyle Sağlık Bakanlığı Basın Müşavirliği tarafından çekilerek, basına dağıtıldı.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın, bugün Bakanlar Kurulu toplantısı olduğu için yarın aşı yaptıracağı ve buna ilişkin görüntülerin medya kuruluşlarına iletileceği duyuruldu.

Öte yandan, bugün sabah saati itibariyle üniversite ve özel hastanelere domuz gribi aşısının henüz ulaşmadığı, aşıların yarın gönderilmesinin öngörüldüğü öğrenildi. Ankara’daki üniversitelerin hastane yetkilileri, aşıların ellerine ulaşmasının ardından uygulamanın hastanelerinde de başlayacağını bildirdi.

Gebelere adjuvansız aşı

Sağlık Bakanlığı, hamilelere bağışıklık yapma gücünü artıran, ancak kamuoyunda tartışmalara yol açan “Adjuvan” maddesi içermeyen aşıdan uygulayacak. Bakanlığın Türkiye’ye aşı temin edecek firmalardan biriyle yaklaşık 1 milyon doz “Adjuvansız aşı” alınması konusunda sözleşme imzalamasının ardından aşıların Aralık ayında Türkiye’de olması bekleniyor.

Kimler risk altında?

Domuz gribi şüphesi taşıyan vakaların risk grubunda bulunup bulunmadığına göre alınacak önlemlere ilişkin bir yönetim şeması belirleyen Sağlık Bakanlığı, “morbid obezleri, gebeleri, iki yaşın altındakileri, kronik kalp ve akciğer hastalığı bulunanları, 18 yaş altında olup sürekli aspirin kullanması gerekenleri ve 65 yaş üstündekileri risk grubuna” aldı.

Sağlık Bakanlığı’nın oluşturduğu “Pandemik A (H1N1) Gribi Vaka Yönetim Şemasına” göre, başka bir nedenle açıklanamayan 38 dereceyi (koltuk altı) geçen ateş ile birlikte yaygın vücut ağrısı, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burun akıntısı, öksürük, solunum güçlüğü, kusma ve ishal şikayetlerinden en az birisi bulunanlar “olası vaka” olarak değerlendirilecek.

Bu durumda olmayanlara ise diğer hastalıklar açısından yaklaşılacak. “Olası vakalar” arasından, gebeler, iki yaşın altındakiler, kronik akciğer, kardiyovasküler, hepatik, böbrek, hematolojik, kas ve sinir, metabolik ve AIDS gibi bağışıklık sistemini etkileyen hastalığı bulunanlar, morbid obezler (hastalıklı şişmanlık), 18 yaşın altında olup sürekli aspirin kullanması gereken hastalar ve 65 yaşın üstündekiler “Ağır Hastalık İçin Risk Grubu” sayıldı.

“Olası vaka” ve “Ağır Hastalık İçin Risk Grubu”nda sayılan bu kişiler arasında solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, ciddi kusma, genel durumda kötüleşme, beş günden fazla süren ateş gibi ciddi hastalık bulguları görülürse, hasta hemen hastaneye yatırılacak veya 112 Acil Servis yoluyla bir üst basamağa sevk edilecek. Antiviral tedaviye de hemen başlanıp laboratuvar teyidi için numune alınacak.

Eğer bu kişilerde belirlenen ciddi hastalık belirtileri bulunmazsa ayaktan antiviral tedaviye başlanacak, taşıdığı hastalıklar bakımından gerektiğinde uzman görüşü istenecek, “Ciddi hastalık belirtileri geliştiğinde acil servise başvurmaları” önerilecek. Yönetim şemasında “olası vaka” olup ağır hastalık için risk grubunda bulunmayanlarla ilgili de önlemler yer aldı.

Buna göre, ağır hastalık için risk grubunda olmayıp yine solunum güçlüğü, göğüs ağrısı, nefes darlığı, bilinç bulanıklığı, ciddi kusma, genel durumda kötüleşme, beş günden fazla süren ateş ortaya çıkan “olası vakalar” da hastaneye yatırılacak veya 112 Acil Servis yoluyla bir üst basamağa sevk edilecek.

Bu kişilerde de hemen antiviral tedaviye başlanıp laboratuvar bulgusu için numune alınacak. “Olası vaka” nitelendirmesine uyan, ancak ağır hastalık için risk grubunda bulunmayan ve ciddi hastalık belirtileri de görülmeyenler hastaneye yatırılmayacak, antiviral tedavi almayacak. Bu kişiler için semptomatik (rahatlatıcı) tedavi önerilirken, çocuklara kesinlikle aspirin verilmeyecek.

Domuz Gribine 4. Seviye Uyarı geldi

Yazan fazli On Ekim - 24 - 2009 Yorum Yap

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), domuz gribini 1 ila 6 arasında derecelendirdiği salgın evreleri sıralamasında alarm düzeyini 3. evreden 4. evreye çıkardı.

İsviçre’nin Cenevre kentinde saatlerce süren acil toplantının ardından WHO Başkan Yardımcısı Keiji Fukuda, düzenlediği basın toplantısında, ilk olarak alarm düzeyini 3′ten 4′e yükseltme kararının alındığını söyledi.

Fukuda, virüsün kimi ülkelere de yayılmış olması nedeniyle domuz gribinin kontrol altına alınamayabileceğini bildirdi.WHO ayrıca, gribin yayılmasını durdurmak için sınırların kapatılması tavsiyesinde bulunmadığını, henüz yolculuk kısıtlamalarının gerekli olmadığını açıkladı.

Örgütün alarm düzeyini 4. evreye çıkarması, hastalığın en az bir ülkede insandan insana geçtiği anlamına geliyor.

Domuz Gribinin Tedavisi

Yazan fazli On Ekim - 15 - 2009 Yorum Yap

Domuz gribine yakalanan kişilerin tedavisinin mümkün olup olmadığının sorulması üzerine, Münir Büke şunları anlattı:

”Bereket; kuş gribi virüsleri dışında tedavisi var. Virüsü almış kişilerde ilk 36 saat içinde tamiflu veya muadili ilaç 5 gün süreyle sabah akşam kullanılabilir, ya da hastalığın görüldüğü yerlerde bulunulduğunda, koruyucu ilaçlar alınabilir. Ama bunlar ithal olduğu için pahalı ilaçlar, herkesin kullanmasına imkan yok. 65 yaş üzerindekilere, kalp akciğer rahatsızlığı, astımı olanlara, romatizmal hastalıklar nedeniyle kortizon kullananlara, kanser tedavisi görenlere, küçük çocuklara öncelik tanımalıyız.”

Gribe yol açan virüslerin sürekli değişkenlik gösterdiğini, domuz gribindeki gibi genetik değişkenlikler gösterdiğinde ortaya yepyeni bir virüsün çıktığını dile getiren Prof. Dr. Büke, bu yüzden koruyucu antikorların bulunmadığını, yani şu an için aşısının geliştirilemediğini ifade etti.

-”YÜKSEK ATEŞ, VİRÜSLERİN ÖLÜMÜNE YOL AÇIYOR”-

Prof. Dr. Büke, hastalıkla birlikte ortaya çıkan yüksek ateşi düşürmeye çalışmamak gerektiğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

”65 yaş üzerindeki kalp akciğer rahatsızlığı olan kişilerde, küçük çocuklarda, hamile kadınlarda ateşi düşürelim. Ama sağlıklı olup grip olanlarda ateşi düşürmememiz lazım. Ateş insana rahatsızlık veriyor, metabolizmayı hızlandırıyor, kalp atışlarını artırıyor, ama bunun yanında virüslerin ölümüne yol açıyor ve vücudun direncinde önemli işlev görüyor, bir çeşit savunma mekanizması gibi işliyor. Vücut 41 dereceye kadar dayanır, 4 saat kadar 42 dereceye dayanır. Mesela ben grip olduğumda ateşimi daha da yükseltirim ve 5-6 saat içinde bu iş biter. Eskilerin hastayı ”terletme” metodunun mantığı da budur zaten.

Bu nedenle parasetamol dediğimiz ateş düşürücüleri kullanmamak gerekiyor, ateş düşürülecekse fiziki yöntemleri kullanmak daha iyi. Çünkü parasetamol içeren ilaçlar virüslere karşı antikor oluşumunu engelliyor ve virüslerin çoğalmasını sağlayarak hastalığın tedavi sürecinin uzamasına yol açıyor.”

 

GOOGLE Arama Motoru

Özel Arama
 

Lida mucizevi bitkisel zayıflama  |  Lida kapsülünün faydalarını tanıyın...