Kategoriler

Archive for the ‘Sağlık Konuları’ Category

Sağlığa 13 bin yeni personel alınacak

Sağlık Bakanlığı, 790′ı diş tabibi, 306’sı eczacı, 5865′i hemşire, 2000′i ebe, 1950’si sağlık memuru, 2416’sı ise diğer sağlık personeli pozisyonlarında istihdam edilmek üzere 13 bin 327 sözleşmeli personel alacak.

Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, Bakanlık taşra teşkilatı hizmet birimlerinde çalıştırılmak üzere 13 bin 327 sözleşmeli sağlık personeli alımı yapacak.

657 sayılı yasaya göre 4-B statüsünde çalıştırılacak 13 bin 327 sözleşmeli personelin 12 bin 231′i ÖSYM tarafından merkezi yerleştirme sistemi ile yerleştirilecek, 1096 diş tabibi ve eczacı pozisyonuna ise kura yoluyla yerleştirme yapılacak.

Sözleşmeli personelin 790′ı diş tabibi, 306’sı eczacı, 5865′i hemşire, 2000′i ebe, 1950’si sağlık memuru, 2416’sı ise diğer sağlık personeli pozisyonlarında istihdam edilecek.

ÖSYM tarafından düzenlenecek merkezi yerleştirmeye, 2008 yılında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavına giren adaylar başvuruda bulunabilecek. Başvurulara ilişkin detaylar 16-23 Haziran 2010 tarihlerinde ÖSYM tarafından yüksek tirajlı gazetelerin Türkiye baskılarında ilan edilecek. Başvurular, 23-28 Haziran 2010 tarihlerinde www.osym.gov.tr internet adresinden yapılacak.

Diş tabibi ve eczacı alımına ilişkin ayrıntılı bilgiler Sağlık Bakanlığının internet sitesinden ayrıca duyurulacak.

Öksürüğe Şifalı Bitkiler

Balın faydalarını hepimiz biliriz. Aslında annelerimizin öksürük olduğumuzda içirdiği ya da yedirdiği bal boşuna değilmiş. İşte bal ile ilgili yapılmış yeni bir araştırma bunu ortaya koyuyor.

Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Dr. Paul ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışma, çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı balın öksürüğü hafifletebileceğini ortaya koydu. Dr. Paul, balın klasik öksürük ilaçlarından daha iyi sonuçlar verdiğini de bildirdi. Araştırmacılar, balın, tahriş olmuş boğazı kaplayarak yumuşatabileceğini bunun da öksürüğün fizyolojik olarak azalmasına katkıda bulunduğunu da vurguladılar. “Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine” dergisinin güncel sayısında yayımlanan araştırma sonuçlarıyla ilgili yorumlarını aktaran Dr. Paul, birçok ailenin bu yaklaşıma güveneceklerini ve “Annelerimiz haklıymış” diyeceklerini söyledi. Araştırma, üst solunum yolu enfeksiyonu bulunan 105 çocuğun bir bölümüne uygun dozda bal tadı verilmiş öksürük şurubu, diğerlerine yalnızca bal verilerek bir yapıldı. Çalışma hakkında ebeveynlerin onayı alındı ve sonuçların nasıl takip edileceği ve geri bildirimde bulunulacağı açıklandı. Çalışmanın sonunda, bal verilen çocukların daha iyi uyuduğu ve öksürüklerinin anlamlı şekilde azaldığı bildirildi. Hiçbir yan etkisi olmamasının yanında, önemli besleyici maddeleri de içinde barındıran balın, son derece yararlı ve etkili bir üst solunum yolu enfeksiyonu ilacı olarak değerlendirilmesi gerektiği de doktorların tespitleri arasında.

UYARI : Ancak bilindiği gibi, bir yaşın altındaki çocuklarda bazı riskler oluşturabileceğinden dolayı bir yaşına kadar çocuklara bal verilmemesinin ugun olacağı belirtiliyor.

♥Annemin♥ bal ile uyguladığı ÖKSÜRÜK reçeteleri: (Özellikle çocukluk döneminde gece yatınca başlayan (kuru) öksürük için çok faydalıdır.)

♥Bir çay bardağı ılık suya (sıcağa yakın) iki çay kaşığı bal katılarak karıştırılır bal suyun içinde eriyince içilir.

♥Bir fincan ılık suya bir çay kaşığı bal ve yarım limon sıkılır karıştırılır.Bal suyun içinde eriyince içilir.

♥Bir miktar bal ( 2 mama kaşığı ) çay tabağına konulur. Havan yardımıyla 1 mama kaşığı çörek otu ezilir.Balın içine karıştırılır.Kaşık yardımıyla bir yada iki çay kaşığı yenilir.

♥ 2 mama kaşığı bal çay tabağına konulur.Üzerine 2 çay kaşığı kadar zencefil ( sarı toz şeklinde) eklenir.Bal ile iyice karıştırılır. Gün içinde 2-3 mama kaşığı yiyebilirsiniz. Yalnız zencefilin tadı biraz acı oluyor. Bunu hissetmemek için çiğnemeyin veya ağzınızda bekletmeyin hemen yutun.

Taşçı apandisit patladıktan sonra apandisit ameliyat yapılabilirmi ?

Prensibimiz apandisiti patlamadan teşhis edip, patlamadan karın dışına almak yani ameliyat edebilmek. Apandisit delindikten sonra artık karşımıza ya lokal pelitonik dediğimiz yani o bölgenin üzerindeki yağ tabakasıyla sarılması  olabilir ve orada bir apse meydana getirebilir. Buna apandisit çevresindeki apse adını veriyoruz.

Ya da apandisit delinmez ama o bölgedeki iltihap sınırlandırılmaya çalışılabilir. Orada bir kitle şeklinde hastalar bize gelebilir. Elimizle muayene ettiğimiz zaman sanki orada bir kalın bağırsağın son kısmında bir tümör varmış hissi alabiliriz. Buna da PLASTRON apandiküler adını veririz. Bunlarda beklemek bazen gerekebilir. Bir buçuk iki ay sonra bunlarda apandisit ameliyatı yapmamız gerekebilir. Çünkü o tablo içerisinde apandisiti bulup çıkartmamız cerrahi teknik olarak zor olabilir.

Eğer bu sınırlanma işlemi olmadıysa yani apse yapmadıysa, plastron oluşmadıysa, yaygın peritonit dediğimiz yaygın karın zarı iltihabı meydana geliyor. O zaman mutlaka ameliyat yapmamız gerekiyor ama karnın belki her iki tarafdan birden birer dirhen koymamız gerekiyor hastanın karnının içini yıkamak için.

Haliyle hastanın yatış süresi uzuyor, mortalite dediğimiz hastanın ölüm riski artabiliyor. Hastalar çok gecikildikçe bazen sepsis dediğimiz ya da septik tablolara yol açan hastada yüksek ateşler, tedaviye cevap vermeyen, antibiyotiklerin hiç birisine cevap vermeyen tablolar oluşabilir. Yin bu iltahaplanan apandisitin toplardamar yoluyla yada porto yoluyla karaciğere giden mikroplardan dolayı karaciğer apseleri gelişebilir. Bunlar ölümcül tablolara yol açabilir.

Herni

Bir organın normalde bulunduğu yerden baskı altında kalması sebebiyle yer değiştirmesine fıtık denir.

Fıtık hangi organlarda görülür?

Fıtık deyince aklımıza daha çok karın fıtıkları ve bel fıtığı gelir.

Genel cerrahinin tedavisini üstlendiği fıtıklar karın içindeki organların karın duvarından dışarı taştığı kasık, göbek, ameliyat yeri ve diğer karın bölgesi fıtıklarıdır.

Fıtık nasıl oluşur?

İki şekilde fıtık oluştuğunu kabul ediyoruz. Birincisi doğuştan olanlardır, bebek ve çocuklarda görülürler. Bu tür fıtıklar, karın duvarında doğum zamanına kadar kapanmış olması gereken delikler kapanmadığı için oluşurlar. Özellikle bebeklerin ağlaması, ıkınması durumunda karın içi basınç arttığı için görünür hale gelirler.

Diğeri, yaşlanma ile dokuların yıpranması sonrasında, yine karın içi basıncını artıran durumlarda oluşan fıtıklardır. Her ikisinde de karın içi basıncının artması temel etkendir.

Karın içi basıncını artıran etkenler nelerdir?

Var olan ama görülmeyen fıtığın görülmesine, zayıf deliklerin yırtılıp fıtık oluşmasına yol açan, karın içi basıncını artıran olaylar şunlardır: ağır cisim kaldırma, sürekli öksürük, kabızlık yada prostat hastalığı sebebiyle ıkınmak, ağır spor yapmak.

Fıtığın belirtileri nelerdir?

Fıtık varlığında görülecek iki şikayet vardır; şişlik ve ağrı. Fıtığın olduğu yerde gözle görülen veya muayene ile tesbit edilen şişlik vardır. Zaman zaman da bu şişliğe ağrı eşlik eder. Bazen de fıtık kesesinin içindeki barsaklar rahat çalışamadığından kabızlık olabilir, barsak sesleri bu fıtık üzerinde duyulabilir.

Fıtık nasıl tesbit edilir?

Şişlik ve ağrının fıtık belirtisi olduğunu bilen hastalarımız bazen kendi teşhislerini kendileri koyarak bize başvururlar. Ama çoğunlukla şikayet konusu olan yerde şişliği görerek teşhis koyarız. Fıtığa ait şişliklerin üzerine bastırılınca fıtık içeriği karın içine gittiğinden şişlik kaybolur, öksürmekle tekrar çıkar.

Fıtığın çeşitleri var mıdır?

Tarif ederken de söylediğimiz gibi çok sayıda fıtık çeşidi vardır. En sık görülenler bebek ve çocuklarda kasık ve göbek fıtıkları; yetişkinlerde kasık, göbek ve ameliyat yeri fıtıklarıdır. Daha nadir görülen fıtıklar da vardır.

Fıtığın tedavisi nasıl yapılır?

Fıtığın tek tedavisi ameliyattır, ameliyat dışı bir işlem veya ilaç ile tedavisi yoktur. Bunun bir istisnası bebeklerdeki göbek fıtığıdır. Bebeklerde iki yaşına kadar göbek fıtıkları kendiliğinden kapanabilirler. Bu kapanma şansını kullanmak için göbek fıtıklarında iki yaşına kadar beklenir. Bu yaştan sonra hâlâ göbek fıtığı kapanmıyorsa ameliyat yapmak gerekir.

Ameliyat olmam şart mıdır, olmazsan ne olur?

Fıtık ameliyatı yapmamızın iki sebebi vardır. Birincisi fıtık bölgesindeki ağrı, şişlik gibi şikayetleri gidermek, diğer sebebi de oluşabilecek barsak boğulmasından korunmak.

Barsak Boğulması Nedir?

Fıtık kesesi içine giren barsakların el ile bastırılıp karın içine gönderilememesi durumudur. Acil ameliyat gerektiren bir olaydır. Hastada ağrı, fıtık yerinde hassasiyet, bulantı, kusma, kabızlık olabilir. Barsakların kan dolaşımı bile bozulabilir. Böyle bir durumda olay fıtık hastalığı boyutunu aşıp barsakların dolaşım bozukluğu durumuna çıkar. Altı saat içinde ameliyat edilemeyen barsaklarda çürüme başlayabilir.

Ameliyatta ne yapılıyor?

Bebek ve çocuklarda fıtık ameliyatları çok kolaydır. Sadece fıtık deliğinden taşan “fıtık kesesi” diye adlandırdığımız kılıfı almak, deliği kapatmak genellikle yeterlidir. Yetişkinlerde ise fıtık kesesi alındıktan sonra zayıf olan bölgeyi kuvvetlendirmek gerekir. Kuvvetlendirme bazen dokuları birbirine dikmekle bazen de zayıf bölgeye bu iş için özel üretilmiş bir yama koymakla yapılabilir.

Yama yabancı cisim değil mi, vücuda zararı olmaz mı?

Fıtık tamiri için özel bir malzeme olduğundan vücuda bir zararı yoktur, sadece mikrop kapmaması için tedbir almak gerekir.

Ameliyat için anestezi gerekir mi?

Fıtık ameliyatlarını genellikle genel anestezi altında yapıyoruz. Ama uygun hastalar için bölgesel veya yerel uyuşturma ile de ameliyat yapılabilir.

Ameliyatın riskleri nedir?

Fıtık ameliyatları oldukça güvenle yapılan ameliyatlar sınıfındandır. Yine de her ameliyatta bazı riskler vardır. Bu riskler şunlardır; ameliyat yerinde kanama, sıvı birikimi, iltihaplanma.

Ameliyat ağrılı mıdır?

Ameliyat esnasında anestezi sayesinde herhangi bir ağrı olmaz. Ameliyat sonrası olan ağrılar da sıradan ağrı kesicilerle geçebilir seviyededir.

Ameliyat nasıl bir cerrahi işlemdir?

Ameliyatın iki ana yöntemi var. Açık ve kapalı (laparoskopik) yaklaşımlar. Her iki yöntemde de fıtık deliğinin kapatılması esastır. Kapalı yöntemlerde fıtık deliğinin iç kısmına yama konur. Açık yöntemlerde yama kullanarak veya kullanmadan da dokular birbirine dikilerek delik kapatılabilir.

Başka tedavi yöntemleri nelerdir?

Fıtık durumunun ameliyattan başka tedavisi yoktur. Kasık bağı gibi dışardan baskı yapan kemerler, fıtık şikayetlerini ve barsak boğulmasını engellemezler. Ayrıca dokuları zayıflattıkları için yapılacak ameliyat zayıf dokularla olur; bu durumda fıtığın tekrarlaması ihtimali artar.

Ameliyat sebebiyle hastanede kalmam gerekir mi?

Bebek ve çocuk fıtıklarında ameliyattan birkaç saat sonra eve gidilebilir. Yetişkinler bazen aynı gün bazen bir gün hastanede kaldıktan sonra taburcu olabilirler.

Ameliyat sonrası hayatım nasıl olacak? Ne zaman işime dönebilirim?

Taburcu olduktan sonra hafif hareketler serbest, ağır kaldırmak mahsurludur. Yiyeceklerde bir kısıtlama yoktur. Banyo yapmak serbesttir. Açık ameliyat için bile 10 gün sonra normal işe dönülebilir.İlk birkaç gün araba kullanmamak gerek (ani pedala basmak kasıkta zorlanma, ağrı ve fıtık nüksüne sebep olur.)

Ameliyat sonrası spor ne zaman yapabilirim?

İlk haftadan sonra karın içi basıncı artırmayacak hafif spor yapılabilir. Ağrı azaldıkça spor hareketleri artırılabilir. 6 aydan sonra her türlü spor yapılabilir. Cinsel hayata ağrılar geçince dönülebilir.

Fıtık tekrarlar mı?

Tekrarlayabilir. Özellikle ameliyat sonrası ağır kaldırma, sürekli öksürme, ıkınma gibi karın içi basıncı artıran faaliyetler fıtığın tekrarlamasına sebep olur. Bazen dokuların zayıf olması sebebiyle bile fıtık tekrar edebilir.

Hangi yöntem tekrarı azaltır?

Çocuklarda tekrar az görüldüğünden ameliyatta ek bir şey yapılmaz. Yetişkinlerde, özellikle 40 yaşın üzerinde yama ile ameliyat, fıtık tekrarını azaltır. Ameliyatın açık ya da kapalı olmasının fıtık tekrarı üzerine doğrudan etkisi yoktur.

Anüsten neden kan gelir

Çocukluk döneminde gaita yaparken ya da gaita sonrasında kan gelmesi sık olarak karşılaşılan ve önemsenmesi gereken bir durumdur. Çok sayıda hastalığın ilk belirtisi olarak bu kanamalar ortaya çıkmaktadır. Kanamanın sebebi öğrenilinceye kadar araştırılmalıdır. Fakat burada en çok bu duruma neden olan bir kaç hastalık hakkında bilgi verilecektir.

a. Anüste Çatlak(Anal fissür): Çocukluk çağındaki dışkılama sırasındaki kanama nedenleri arasında ilk sırada yer alır. Her yaşta görülmekle birlikte bebeklikten çocukluğa geçiş döneminde daha sıktır. Bu dönemde katı gıdalarla beslenmeye geçildiğinde çocuğun gaitası da giderek katılaşmaya başlar. Birçokları için sorunsuz geçen bu dönem, bazılarında daha katı ve büyük hacimli gaita yapma şeklinde olmaktadır. Bunun sonucu olarak anüs kenarında yırtık(çatlaklar) oluşmaktadır.Son derce acı veren bu yaralanma gaitanın daha da geciktirilmesi sonucunu doğurur. Daha katı ve daha hacimli gaita giderek daha derin fissür açılmasına yol açan bir kısır döngü içine girer.

Tanı: Gaita üzerinde çizgi şeklinde kan görülmesi tipiktir. Gaita yapmanın acı verici olduğu, çocuğun gaita yapmak istemediği anlatılır. Kan hemen her zaman sert ve katı gaita ile birliktedir. Anal muayene ağrılı olmakla birlikte genellikle fissürü görmeye olanak tanır. Fissürün dış ucunda genellikle bir deri katlantısı(nöbetçi urve) bulunur. Birçok anne bu katlantı nedeniyle doktora başvurur.

Tedaviye mevcut kabızlığın ortadan kaldırılmasıyla başlamak gerekir. Kabızlık uzun dönemde gaitanın yumuşatılması, aralıklarının sıklaştırılması ile ortadan kaldırılabilir. Aynı dönemde ılık oturma banyoları ve ağrı kesici kremlerle fissürün iyileşmesi sağlanmalıdır. Ağrısız ve yumuşak gaita yapmaya başlamak tedavide en önemli aşamadır. Ancak kolayca tekrarlayabileceği unutulmamalı, aile gaita ve beslenme alışkanlıkları konusunda uyarılmalıdır. Kronikleşen olgularda operasyon gerekebilir. Çocuklarda nadiren başvurulur.

b. Rektal Polip(Juvenil Polip): Polip bir sap ucundan ya da sapsız olarak bir yere bağlı bir çeşit urdur. Çocukluk çağında en sık kanama nedenlerinden biridir. 5-15 yaşları arasında görülür. Boyutları 2-20 mm kadar olabilir. Olguların yarısında tek polip olmasına karşın sayıları 10’a kadar çıkabilmektedir. Barsak duvarına genellikle bir sapla bağlıdır. Gaita sürtünmeleriyle yüzeyinden kolayca kanar(Şekil 3). % 70’inin son barsak(rektum), %15’inin de altbarsak(sigmoid) yerleşimli olduğu bildirilmektedir. Hemen tamamı iyi huylu urlar olmakla birlikte patolojik inceleme şarttır.
Ilk belirtisi gaitada kan görülmesidir. Çizgi halinde gaitanın üzerine bulaşmış bir halde ya da gaitadan hemen sonra birkaç damla olarak görülebilir. % 10 olguda ilk belirti dışkılama sırasında anüsten polip sarkmasıdır. Kramp tarzı karın ağrıları ve hafif ishal de yakınmalar arasında bulunabilir. Kendiliğinden kopma sonrası daha fazla bir kanamadan söz edilir.
Tanı çoğunlukla muayene ile konulur. Şüpheli olgularda ilaçlı kalın barsak filmi veya endoskopik muayene yapılmalıdır.

Tedavisi ameliyatla çıkarılmasıdır. Genel anestezi altında anal yoldan girişim uygulanır. Günübirlik cerrahi şeklinde yapılarak hasta aynı gün evine gidebilir.

c. Barsakların İç İçe Girme Tıkanıklığı(İnvaginasyon): En sık 4-12 aylık bebeklerde görülmekle birlikte tüm yaşlarda görülebilir. Bol çilek jölesi şeklinde kanama ve kramplar tarzında zaman zaman gelen karın ağrıları ile birliktedir. Çocuk gaita yapmaz ya da yapınca da parlak kırmızı ve cıvık kıvamda kanlı yapar. Bir kabızlık ya da sıklıkla ishal sorası da görülebilir. Ağrılar arasında çocuk başlangıçta sakindir. Ancak erken fark edilmezse önce kusma ve karın şişliği; giderek ateş ve düşkünlük tabloya eklenir. Su kaybı nedeniyle hasta ileri derecede halsizdir. Barsakların birbiri içine eldiven parmağı ya da dürbün gibi girmesi olarak tarif edilebilir. Nedeni genellikle belli değildir. Daha büyük çocuklarda bu duruma küçük barsak urları(polip), kitleler ve doğuştan gelen bazı yapılar(divertikül gibi) yol açabilmektedir.

Tedavisi : Öncelikle hastanın genel durumu düzeltilmeli, sıvı ve elektrolit kayıpları yerine konulur. Tedavi üç aşamalıdır. Birinci aşama ile başlanır ve bu aşamada tedavi edilemeyen hastaya ikinci aşama, yeterli gelmezse üçüncü aşama tedaviye geçilmelidir.

• Birinci aşama(Ameliyatsız-Nonoperatif Tedavi): İç içe geçmiş olan barsağın bu durumdan kurtarılmasına yönelik işlemleri içerir. Öncelikle Anal yoldan verilecek sıvı ya da havanın sağlanan basınçla içteki barsağın çeşitli görüntüleme yöntemleri kılavuzluğunda geri çıkarılması denenir. En sık uygulanan yöntem ultrasonografi ile izlenirken anüsten serum verilerek yapılmasıdır. Halen giderek daha sık uygulanmakta olan en güvenli yöntemlerden biridir. Erken dönemde(ilk 24-48 saat) gelen hastaların % 85-90’ı bu yöntemle tedavi edilebilir. Tedavi sağlanamazsa ve hastanın durumu uygun ise yeniden denenebilir. Bu yöntemle başarı sağlanamazsa hasta ameliyat edilmelidir.

• İkinci aşama(Ameliyat): Ameliyatsız tedavinin başarısız olması durumunda ya da belirtilerin başlamasının üzerinden uzun süre geçmişse doğrudan ameliyat yapılır. Ameliyatta barsaklar elle düzeltilir.

• Üçüncü aşama(Ameliyat): Ameliyatta elle düzeltme denemesi de başarısızlıkla sonuçlanırsa etkilenmiş barsak bölümü çıkarılarak barsaklar yeniden uç uca dikilir. Bu durum gecikmiş hastalarda daha sık meydana gelir.

Bronkoskopi

Akciğer kanserinin erken tanısında ve cisimlerin yakalanmasında bronkoskopi büyük bir önem taşıyor. 104 yıl öncesinde geliştirilmiş olan bu yöntem hem teşhis hemde tedavi amacıyla kullanılabiliyor.

Bronkoskopi, göğüs hastalıklarının teşhis ve tedavisinde vazgeçilmez bir yöntem olarak tanımlanıyor. Özellikle akciğer kanserinin erken teşhisinde ve tedavinin planlamasında önemli rol oynuyor.

Bronkoskopi yönteminde hastaya zarar vermeden optik bir kabloyla burundan ve ağızdan girilerek ana hava yolu ve akciğer içindeki küçük hava yollarındaki problemler görüntüleniyor ve sorunun kaynağı saptanarak tedavi planlanıyor. Bronkoskopi yaş sınırlaması olmadan herkese uygulanabiliyor. Normal akciğer filiminden bilgisayarlı tomografiden çok daha ayrıntılı ve net görüntü sağlıyor.

Bilinen ilk bronkoskopi uygulamasının geçmişi 1895 yılına kadar dayanıyor. Killigan isimli bir doktor hastasının sağ akciğerine kaçmış bir kemik parçasını bronkoskopi yöntemiyle çıkarıyor. Bu yıllarda kullanılan bronkoskopi yönteminde demir bir boru hastanın ağzına sokuluyor. Hastalar açısından sevimsiz olan bu durum daha sonra Japonların geliştirdiği fiberoptik teknolojisi ürünü cihazlarla değişiyor. İnce ve ucu kıvrılan bronkoskopi aletleriyle hastalar rahatsızlık duymadan bu uygulamadan yararlanabiliyor.

Gelişen teknolojiyle beraber artık akciğerin en uç hava yollarına ulaşılarak çok net görüntülerin elde edildiği bunun da teşhis ve tedavideki başarı şansını artırdığı belirtiliyor. Bronkoskopinin kullanım alanını tanıya (diagnostik) ve tedaviye dönük (terapotik) olarak ikiye ayrılmaktadır.

10 gün geçmesine rağmen düzelmeyen öksürük şikayeti olan hastalarda bronkoskopi teşhis amacıyla kullanılmaktadır. Öksürüğün yanısıra kalıcı ses kısıklığı, akciğerde sıvı birikmesi, kilo kaybı olduğu durumlarda, hastanın balgamında kanser hücresi görülmesi de bronkoskopinin uygulanmasını gerektiren durumlar arasında.

Toplu iğne, kalem başlığı, para

Bronkoskopinin uygulama alanına çok ilginç vakalar giriyor. Türkiye’de insanlar sık sık toplu iğne, kalem kapağı, takma diş, para, filkete, kolye, vida gibi maddeleri farkına varmadan yutuyor. Özellikle küçük çocukların kalem başlığı, toplu iğne, para gibi cisimleri yuttuğunu, akciğere kaçan bu cisimlerin bazen ölüme bile neden olduğu vurgulanıyor. Akciğerin en uç hava yollarına kaçan toplu iğneler yüzünden büyük akciğer ameliyatları yapmak zorun kalınmaktadır.

Toplu iğne yutarak gelenler arasında ilk sırada baş örtüsü takan genç kızlar bulunmakta. Örtülerini takarken iğneyi ağızlarında tutuyorlar. Bu sırada farkına varmadan, ya da biri gıdıkladığı için iğneyi yutuyorlar. Bu iğneler de akciğerin en dar hava yollarına gidip yerleşiyor. Ciddi akciğer ameliyatları yapmak zorunda kalınıyor.

Ailelere öneriler

Özellikle küçük çocuğu olan ailelerin yabancı cisim yutma ihtimalini hiç gözardı etmemeleri gerekmektedir.

1-2 yaşındaki çocuklarda sürekli ağzına bir şey sokma alışkanlığı vardır. Eğer çocukta öksürük, sık nefes alıp verme, kuş sesi gibi ötme tarzında şikayetler varsa akıla yabancı cisim yutma ihtimali gelmelidir. Bu yabancı cisimler çıkartılmazsa akciğerde enfeksiyona, apselere, zatürreye neden olabiliyorlar.

Pil bile çıkabiliyor

Hastaneye getirilen bir hastaya bronkoskopi yaptıklarını ve akciğerinde tümör dokusu içinde kalem pil bile bulunmustur. Bu pil akciğerde uzun süre kalmış ve yalancı tümör dokusu oluşturmuştu. Para yutulması da sık görülen bir durumdur. Para da tetanoza neden olabiliyor.

Tedavi nasıl yapılıyor

Bronkoskopi yapılacak hastaya lokal ya da genel anestezi uygulanıyor. Hastanın burnu ve ağzı uyuşturuluyor. Ve fiberoptik kablo akciğerlere sokularak görüntüleniyor. Lokal anestezi yapılsa bile hasta bu işlem sırasında rahatsızlık hissetmiyor. Çok uç noktalara gittiğinde öksürme hissi duyuyor. İşlem toplam 10 dakika sürüyor. Bronkoskopinin tedavi yöntemi olarak kullanılmasında değişik uygulamalar var.

Bronkoskopide lazer de kullanılıyor. Akciğer kanserinde akciğere girilerek tümörler lazerle yok ediliyr. Ya da tümörü yok etmek için tümörün içine bronkoskopi ile radyoaktif madde konuyor. Akciğer apselerinde de bronkoskopi tedavi amaçlı kullanılıyor. Akciğere girilerek apselerin içini boşaltılıyor. Tüberkülozu olan hastalarda yeni bir lezyon gelişip gelişmediğini de bronkoskopi ile belirleniyor. Bronkoskopiyi muhakkak endoskopi odasında monitarizasyonun olduğu yerde yapılıyor. Hasta yatağında yapılması uygun değildir.

Bel fıtığı ameliyatı

Bel fıtığı için tek çare ameliyat değildir. Bel ağrısı çekenlerde fıtık oranı yüzde 2’dir. Bu yüzde 2’lik oranın yüzde 1’inin ameliyat olma ihtimali vardır. Her fıtık olanın ameliyatla düzeleceği tamamen yanlış bir bilgidir.
Bel fıtığı için kesin ameliyat gerektiren durumlar

1. Bel fıtığı hastalarında herhangi bir tedaviye rağmen hiçbir şekilde kişinin ağrısının geçmemesi.

2. Kişide o sinirin tutulumuna bağlı kasın görevini yapmaması yani o sinirin felç olması.

3. Refleks kaybı. Kişideki o sinir refleksini kaybettiği zaman biz bunu muayenede tespit edebiliriz refleks kaybı felce gitmenin bir belirtisidir

4. İdrar kaçırma en büyük problemlerden birisidir. Çünkü idrar kaçırma ya da cinsel fonksiyonlarda azalma olduğu zaman o artık son duraktır bu durumda ameliyat yapılabilir. Zaten cinsel fonksiyon azalması, idrar kaybı başladığı zaman ameliyat yapsanız bile çok geç kalınmış olabilir. Cinsel fonksiyonların azalması tamamen sakrar sinirler dediğimiz köklere vuran sinerolon basıdan kaynaklanıyor. İdrar kaçırma da öyledir.

Ağrı kesiciler bel ağrısına faydası olur mu?

Elbette geçici olarak faydası olur. Kişi çok ağrı çekiyorsa yapılan tedavilerin bir kısmında ağrı kesiciler geçici olarak kişinin hayat konforunu düzeltmek için gereklidir. Fakat sürekli ağrı kesici kullanmak vücudun savunma, dolayısıyla ikaz belirtisi olan ağrı alarmını kapatmak anlamına gelir.

Kanda ağrı kesici olduğu sürece kişi ağrı hissetmediği için belinde sorunu yokmuş, sanki tedavi olmuş gibi hisseder. Ağrı kesiciler sürekli kullanıldığı zaman alarmı kapattığı için sorunun büyümesine yol açar. İlk zamanlar kişinin konforunu sağlamak için verilebilir ancak sürekli olarak ağrı kesiciyle müdahale etmemek gerekir. Bel ağrısında da fıtıkta da kişinin ağrısını kesmek için ağrı kesicilere çok fazla yönelmemek gerekir.

Ağrı kesicileri fizik tedaviyle önerir misiniz?

Elbette. Geçici dönem için önerilir ama tedavi bittikten sonra onu da kesmek gerekir.

Spor yapmak bel ağrısının artmasına neden olur mu? Hangi sporları yapmak gerekir? Hangi meslek gruplarında bel ağrısı daha fazla görülür?

Spor yapmak bel ağrısına neden olur. Ağır yapılan sporlar halter kaldırma ya da spor merkezlerinde mekanik aletlerle yapılan özellikle dik pozisyondaki oturur ya da ayaktayken yapılan ağırlık kaldırma sporları bel ağrısını ciddi anlamda artırıp fıtığa bile yol açabilir.

En güzel örneklerinden birisi mekiktir. Mekik bel fıtığını artıran en büyük nedenlerden biridir. Yükü bir omurgaya bindirip iki omur arasındaki disk dediğimiz kıkırdağı ezecek sporlardan kaçmamız gerekir. Oturur pozisyonda ya da ayaktayken ağırlık kaldırma sürekli kronik olarak ağırlık kaldırma sorunu artıracaktır.

Ağırlık kaldırma ile yapılan sporlar, spor salonlarında klimalı bir ortamda yapılırsa daha tehlikeli olur. Bazı sporlar da yararlıdır. Eğer bir kişi yüzerse ve rutin yüzerse bu bel boyun omurga için veya sırt omurgası için son derece faydalı bir spordur. Kişinin ağrı çekmesini engeller ve kaslarının güçlenmesini sağlayarak fıtık riskini bile engelleyebilir.

Bazı sporlar çok faydalı bazı sporlar zararlıdır bazılarının da bel ve sırt ağrısı için faydası yok denecek kadar azdır. Mesela yürüyüşün bel için bir faydası yoktur. Genel anlamda vücuda elbette bir faydası vardır. Bir dinamizm kazandırır. Bel, boyun ve için omurga için faydalı olan spor yüzmedir, zarar verenler ise omurda ağırlık yaratan ya da mekik tarzı sporlardır.

Günümüzde iş hayatında ofis ortamları çoğaldı. Kişiler artık bulundukları yerlerde oturarak mesleklerini icra ediyorlar, hatta ofislerini evlerine taşıyorlar. Bel ve sırt ağrılarına sebep olan en büyük etkenlerden biri bilgisayardır. Çünkü saatler boyunca bilgisayar başında oturmak ve yanlış oturmak zaman içinde omurgaya binen yükü artırır.

Vücudunun ağırlığıyla kişide bel-boyun ağrısı şikayetleri ortaya çıkmaya başlıyor. Bu da bir süre sonra kronik bir süreç haline geliyor. Günümüz koşullarında çok etkili olan stres de bu kasları özellikle boyun kaslarını etkileyip kasılmayı daha çok artırır. Klimalı yerde çalışan, rüzgara ve cereyana maruz kalan; bankacı, doktor, hemşire gibi meslek gruplarında maalesef çok sık bel ve boyun ağrısı çeşitleri şikayetleri artık görülüyor.

Ankilozan spondilit

Ankilozan spondilit ( AS ) bir veya birden fazla omurgadaki kemiğin iltihaplanmasına denir. Omurga kemiklerinin arasında oluşabildiği gibi omurga kemikleri ile leğen kemiklerinin arasında da oluşabilmektedir. Sonuç olarak etkilenen kemik yüzeyleri birleşme eğilimine girmektedir.

Hastalığın nedeni bilenmemektedir, ancak genetik etkenlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Hastalık, özellikle geceleri ve hareketsizlik ile görülen aralıklı kalça ve / veya alt sırt ağrısı ile başlamaktadır. Sırt ağrısı kalçaya yakın bölgede başlayıp yukarı doğru ilerleyebilir. Ağrı, öne doğru eğilme ile azaltılabilir. Göğüs kafesini oluşturan kemiklerin etkilenmesi nedeni ile akciğer genişlemesi kısıtlı olabilir. Şikayetler herhangi bir safhada artabilir, azalabilir veya durabilir.

Hastalığın ilerlemesi ile hareketliliği sağlayan eklem etkilenmesi sonucunda kemik ve kıkırdak yıkımı sonucu eklemlerde kapanma ve birleşme meydana gelebilir. Ağrılı ve maluliyet verici olabilir. Kalp, akciğer ve gözler de etkilenebilir. Sıklıkla 20-40 yaş arası görülür, ancak on yaş altında da izlenebilir. Daha çok erkeklerin etkilendiği görülmüştür. 10 000 kişide bir sıklıkla izlenebilir.

Şikayetler alt sırt ağrısı, kalça ağrısı, hareket kısıtlılığı, boyun ağrısı, topuk ağrısı, yorgunluk, ateş, eklem ağrısı ile şişliği, iştah kaybı ve kilo kaybı olabilir.

HLA_B27 antijen testinin müspetliği, omurga veya kalça filminde eklem bulguları, kan sayımında hafif kansızlık izlenebilir.

Tedavideki amaç eklem ağrısını hafifletmek ve oluşan maluliyet ile başetmektir. Postür ve nefes alma hareketlerine olanak vermek amacı ile ağrı kesiciler kullanılabilir.

Kalp, gözler ve akciğerler üzerinde istenmeyen etkiler oluşabilir.

Yukarıda bahsedilenlerden kendinize pay çıkarıyorsanız, en kısa zamanda doktorunuza ulaşın.

Anal Fissür

Makatta bulunan kasıkların bütünlüğünün çatlama veya yırtılma yolu ile bozulmasına Anal Fissür denir. Bütün yaş ve cinsiyetlerde görülebilen bu hastalık aynı zamanda 60 yaş ve üzeri yetişkinlerde ve küçük çocuklarda da görülebilmektedir.

Sert ve iri dışkının geçişi ile birlikte keskin ağrı yakınması belirgindir. Ağrı bir saat kadar sürebilmekte ve diğer dışkı geçişi ile yinelenmektedir. Sert bir zemine otururken de ağrı hissedilir. Tuvalet kağıdı, iç çamaşı veya alt bezinde çigi halinde kan bulaşması görülebilir. Makat etrafında kaşınma belirgindir. Çocuklar dışkılamayı reddedebilirler.

Anal fissürün nedeni bilinmemektedir, ancak yakınmalar makattan sert ve iri dışkının geçmesi ile belirginleşir. Hastalığın görülme olasılığı kabızlık, lösemi, Crohn hastalığı, bağışıklık sistemi yetmezliği hastalıkları ve birden fazla gebelik ile birlikte artmaktadır.

Anal fissürün oluşmasını önlemek için kabız kalmaktan kaçınılmalıdır. Bu nedenle de günde en az 8 bardak su içilmeli ve lif oranı yüksek bir diyet alınmalıdır. Gerekli olduğu takdirde barsakları yumuşatıcı ilaç alınabilir. Ikınmadan ve anal ilişkiden kaçınılmalıdır.

Tanı koymada ne önemli araç belirtilen yakınmalardır. Buna ek olarak doktor tarafından alınan tıbbi özgeçmiş ve yapılan fizik muayene değerli bilgiler verecektir. Anal ve rektal kanamanın diğer nedenleri ayırt edebilmek için anus ve rektumun anaskop ve sigmoidoskop ile görüntülenmesi gerçekleştirilebilir.

Uygun tedavi yöntemi evde gerçekleştirilebilir.

Fissürün onarımı veya kasların bütünlüğünün sağlanması cerrahi olarak sağlanığ makat kaslarının iyileşmesi sağlanabilir.

Anal fissürün olası komplikasyonları arasında makat kaslarının zedelenip iyileşmesi sonucu dışkı tutulamaması bulunmaktadır.

Erişkinler için 4-6 haftada tedavi ile iyileşme sağlanabilir ve cerrahi girişime gerek kalmayabilir. Dışkının yumuşatılması ile birlikte çocukların yakınmaları geriler.

Fissür iyileşene kadar kabızlığı önlemek için çeşitli önlemler alınmalıdır. Dışkıyı yumuşatmak amacı ile doktorun önereceği ilaçlar verilebilir. Bol miktarda sıvı gıdalar verilmelidir. Makat etrafındaki ağrı ve kas spazmını rahatlatmak için sıcak oturma banyoları ve sıcak uygulamalarından fayda görebilirsiniz.

Ağrıya karşı asetaminofen içeren ağrı kesici haplar veya sürülebilen anestetik ilaçlar kullanılabilir.

İyileşme sürecinde herhangi bir şekilde aktivite kısıtlaması yoktur. Fiziksel hareket, kabızlığın oluşma şansını azaltmaktadır. Ayrıca, kabızlığı önlemek için yüksek miktarda lif içeren bir diyet alınmalı ve bol su içilmelidir.

Bahsedilen tedavi seçeneklerine rağmen yakınmalarda bir değişiklik olmuyorsa, doktorunuza danışmalısınız.

Ameliyattan sonra yara ve dikişlerin bakımı

Ameliyat sonrası yaralarınızın bakımını doğru şekilde yapmamanız halinde ciddi hastalıklara davetiye çıkarıyor. Ameliyat sonrası yaralarının bakımı hakkında ayrıntılı bilgi bu yazımızda…

Yara Bakımı

· Yarayı temiz ve kuru tutun. Yapılan bandajı, ıslanmadığı sürece 48 saat çıkartmayın.

· Eğer, yara kanaması olursa bandajın üzerine birkaç dakika süre ile sıkıca bastırınız. 15 dakika içerisinde kanama durmazsa, hekiminize danışınız.

· Oturduğunuz zamanlarda vücudun yaralı olan kısmının şişkinliği önlemek amacı ile yüksekte, yastık üzerinde bulundurun.

48 saat sonra

· Bandajı yavaş şekilde açın; bazı yapışıklıklar olabilir.

· Yarayı su ve sabun ile yıkayarak kurumuş kanları temizleyin.

· Küvette yıkanmadan önce duş almayı tercih edin.

· Yarayı yavaşça kurulayın.

· Yarayı temizledikten sonra temiz bandaj ile kapatın.

· Dikişler alınana kadar yarayı temiz bandaj ile kapatın. Eğer, kirlenir, ıslanır veya çıkarsa yenisi ile değiştirin.

Hekiminize kesinlikle danışın

· Yara bölgesinde ağrı, şişkinlik ve sıcaklık olursa,

· Yara etrafında kırmızı çizgiler,

· Yara yerinden iltihap akıyorsa,

· Ateş olursa.

Dikişlerin alınması

· Belirtilen günde dikişleriniz alınacaktır.

· Dikişlerin alınması hekiminiz veya ona danışarak yönlendirileceğiniz diğer bir sağlık çalışanı tarafından alınabilir.

· Belirtilen zamanda dikişlerin alınması iyileşme açısından önemlidir.