Archive for the ‘Hastalıklar’ Category
Kış hastalıklarından korunma yolları
Kış hastalıkları başlıca grip ve nezledir. Hem bulaşıcılığı hemde hava değişimlerinin etkili olması sebebiyle kış aylarında yaygın olarak görülmektedir. Peki bu kış hastalıklarına karşı önlem almak ve korunmak mümkün müdür? İşte detaylı bilgiler…

Hatta zatürree özellikle risk grubundaki kişilerde yaşama mal olabilecek kadar ciddi tablolara bile yol açabiliyor. Bu hastalıklar en sık ani ısı değişimlerinin olduğu mevsim geçişlerinde ve kış aylarında bizi etkisi altına alıyor. Özellikle soğuk havalarda toplu halde bulunulan kapalı ve iyi havalandırılmayan mekanlar virüslerin bulaşabilmeleri için en ideal ortamı oluşturuyor.
Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Hakko, soğuklarda hastalıklardan korunmanın ve ani hava değişimlerinin etkilerini azaltmanın 12 yolunu şöyle sıraladı:
• Hastalık, kapalı ve kalabalık yerlerde hızla yayılıyor. Bu nedenle toplu yaşanılan kapalı ortamlardan uzak durmaya özen gösterin.
• Soğuk algınlığına yakalanan kişilerle yakın temasa geçmeyin.
• Virüsler bulaştıkları yerlerde canlı kalabiliyorlar. Bu nedenle özel eşyanızı soğuk algınlığına yakalanan kişilerle birlikte kullanmamaya özen gösterin.
• El temizliğine özen gösterin. Elinizi göz ve burnunuzla temas ettirmeyin.kadın sitesi
• Mevsime uygun giyinmeye özen gösterin. Kıyafetleriniz ne çok ince, ne de çok kalın olmalı.
• Grip aşısını yaptırmayı ihmal etmeyin. Günümüzde grip (influenza) aşıları bu hastalıktan korunmanın en güvenli yolunu oluşturuyor.
• Bol C vitamini alın; C vitamini içeren meyve ve sebzeleri tüketin.
• Hapşırırken kullandığınız mendilleri tekrar kullanmayın.
• Soğuk hava kalbe ekstradan yük bindirir. Kalp hastalığı ya da yüksek tansiyonunuz varsa doktorunuza danışmadan soğuk havada fazla efor sarfedecek işler yapmayın.
• Dengeli beslenme vücut ısısını korumanıza yardımcı olur. Mevsime uygun sebze, meybe tüketmeye çalışın.
• Isı kaybını artıracağından alkollü içki kullanmayın. Bunun yerine sıcak içecekler için ve sağlığınız açısından bir engel yoksa içine şeker koyun.
• Spor yapmak da vücut direncini arttırır. Düzenli spor yapın.
Nüfusun 3′te birinde verem virusu var!
Verem bundan kısa zaman önce en tehlikeli rahatsızlıklar arasında yer almaktaydı. Fakat gelişen teknoloji ve ilerleyen tıp yöntemleri sayesinde verem artık eskisi kadar korkulacak bir rahatsızlık değil. Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Özkan Akan, dünya nüfusunun 3′te birinde tüberküloz yani verem mikrobu ile yaşadığı konusunda uyarı yaptı.

Verem Haftası dolayısı ile Bursa İl Sağlık Müdürlüğü’nde ‘verem’ konulu konferans düzenlendi. İl Sağlık Müdürü Özkan Akan, konuşmasında tüberküloz mikrobuyla yaşayan insanların yüzde 10′unun hayatlarının bir döneminde vereme yakalanma ihtimali bulunduğunu söyledi.
Dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon kişinin vereme yakalandığı bilgisini veren Dr. Akan, ”Her yıl 1,7 milyon insan verem hastalığından dolayı ölüyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 17 bin yeni verem hastası ortaya çıkmakta. 2008 yılı verilerine göre verem savaş dispanserlerinde kayıtlı 18 bin 452 verem hastası var. Bu hastaların yüzde 62′si erkek, yüzde 38′i kadın. Hastaların yüzde 70′inde akciğer tüberkülozu varken, yüzde 30′unda akciğer dışındaki lenf bezleri, plevra, böbrek, beyin gibi organlar vereme tutulmuştur.” dedi.
2010 yılında Bursa’da 263 bin 942 kişiye verem taraması yapıldığını aktaran Dr. Akan, “Bu süre zarfında yapılan taramalarda 657 yeni vaka tespit edilmiş olup, Aralık ayı sonu itibari ile halen doğrudan gözetim tedavisi alan 546 verem hastası bulunmakta. Verem hastalığı tespit edilen hastaların yüzde 58,2′si erkek, yüzde 41,8 i ise kadın.” şeklinde konuştu.
Verem hastalığının belirtileri hakkında da bilgi veren Dr. Özcan Akan şunları söyledi: ”Verem hastalığı oluştuğunda, öksürük, balgam, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, çocuklarda kilo alamama, gece terlemesi gibi genel şikayetler görülür. İki haftadan fazla süren öksürükte veremden şüphelenmek gerekir. Verem savaş dispanserlerinde verem tedavisinde kullanılan ilaçlar ücretsiz olarak verilmektedir.”
Sigara dumanı göz kuruluğuna sebep oluyor!
Sigara sağlığa önemli ölçüde zararlar vermektedir. Her geçen gün zararlarına bir yenisi eklenen sigara, aynı zamanda göz kuruluğuna da sebep olmaktadır. Sigara dumanına maruz kalan kişilerde yaygın olarak görülen göz kuruluğu sorunu yaşam kalitesini etkileyerek ciddi bir sağlık problemi haline dönüşüyor.

Başkent Üniversitesi’nde görevli Uzman Dr.Destan Nil Kulaçoğlu konuyla ilgili yaptığı açıklamada “Gözyaşı üç tabakadan oluşmaktadır. Yapılan çalışmalar sigaranın gözyaşının yağ tabakasının özelliğini bozduğunu göstermektedir. Yağ tabakası, göz yaşının buharlaşmadan göz yüzeyinde kalmasını sağlar. Sigara dumanının gözyaşının buharlaşmasını artırması sonucunda hastaları oldukça rahatsız eden göz kuruluğu belirtileri çıkmaktadır” dedi.
Gözde batma, yanma, kaşıntı ile başlayan semptomlar tedavi edilmediği takdirde gözyaşı dengesi bozularak göz kuruluğu hastalığına yol açmaktadır. Bu konu üzerinde yapılan çalışmalara göre; Sigarayı bıraktıktan ya da içilen ortamlardan uzak durulduğu takdirde suni gözyaşlarının da kullanımı ile kişi günlük yaşamına sorun yaşamadan devam eder.
2000’li yılların başında Wisconsin Tıp Fakültesi’nde yapılan araştırma sonucuna göre Amerika’da 10 milyondan fazla kişi bu hastalıktan dolayı günlük hayatlarında zorluklarla karşılaşmakta ve yaşam kalitelerinde düşüş yaşamaktadır. Yapılan bir araştırmada 3.703 kişiden 534’ünde ağır şiddette, grubun kalanınında ise orta ve başlangıç seviyesinde olmak üzere bu göz kuruluğu tespit edilmiştir.
Araştırmanın en ilgi çeken ve ürkütücü sonucu ise sigara içen ya da sigara içilen ortamda bulunan kişilerde göz kuruluğu hastalığının içmeyenlere oranla 2 kat daha fazla görülmesidir.
Katarakt ve sarı nokta hastalığı gibi ciddi hastalıkların da etkenlerinden birinin sigara olduğu bilinmektedir. Sigara, kişilerde özellikle görme düzeyinde azalma, merkezi görememe, düzensiz görme gibi başka belirtilere de yol açmaktadır. Göz kuruluğu hakkında detaylı bilgi için www.gozkurulugu.com adresini ziyaret edin.
Mutlu olmak için yapılması gerekenler
Mutlu olmak hayatı sevmekle eşdeğer anlama gelmektedir. Mutluluk ruh sağlığımızı güçlendirdiği gibi bazı hastalıklardan da korunmamıza yardımcı olmaktadır. Mutlu olmanın yollarının neler olduğunu uzman psikiyatri uzmanları açıklıyor.

Psikiyatri tedavisinden korkmayın!
Kendimizde, eşimizde veya çevremizde olan psikolojik problemi farketmekte gecikmeyiz. Psikolojik problemi olan kimsenin düşüncesi, davranışları ve yaşayış biçimi değişir. Konuşmalarında kötümserlik, ümitsizlik ve sürekli kendini aşağılama vardır.
Böyle bir kimse mutsuzdur, hayattan zevk almaz. Vücudunda bildiğimiz ilâçlarla geçmeyen garip ağrılar, mide yükselmesi diyebileceğimiz kusma hissi, aşırı kalp çarpıntıları veya sıkışmaları, nefes alamadığını sanma ve boğulma hissi, normalin üstünde evham ve korku bu hastalıkların habercisidir. Arkasından sebepsiz ağlamalar, aşırı alınganlık, fizikî sebeplerle açıklanamayan bayılmalar, ilgi ve dikkat amacı taşıyan veya gerçekten olan intihar teşebbüsleri problemin ilerleyen safhalarında gündeme gelir.
Ortada bir problemin olduğu açıktır; ama nedir?
Toplumda çoğu kimse böyle durumlarda hastanelerin acil servislerine koşar. Zanneder ki, ölümcül bir hastalık söz konusu ve eğer yetiştiremezse hastası hayatını kaybedecek. Genelde kalp ve beyinle ilgili ağır bir problem olduğu sanılır. Çevresinde müthiş bir korku ve panik vardır. Oysa burada yapılan muayene ve tedkiklerde hastanın fizyolojik bir problemi olmadığı ortaya çıkar.
Böyle problemler hakkında önceden bilgisi olanlar meseleyi anlar. Bunların bir kısmı hastalığın adını bile kor, hatta tedavi yöntemi hakkında bile konuşabilir.
Oysa tüm hastalıkların teşhisi ve tedavisi ancak uzman doktor rehberliğinde yapılmalıdır. Psikolojik bir rahatsızlığı olduğuna inanılan bir kimsenin gideceği yer psikiyatristtir. Onun teşhis ve tedavisi dışında, hastalığa isim koymak da, herhangi bir ilâca başlamak da yanlıştır.
Toplumumuzda, “Geçen gün başım çatlıyordu, şu ilâcı kullandım iyi geldi” diye çözüm tavsiyeleri vardır. Daha önce bir ilâcı kullanan kimse onu övünce aynı dertten muzdarip olan bir başkası hemen ismini alıp o ilâcı kullanmaya başlar. Yanlıştır. Bir hastanın bildiği ilâcı doktor bilmez mi? Eğer aynı ilâcı doktor yazmış, ancak hasta kullanmakta tereddüt ediyorsa daha önce kullanan bir kimsenin tecrübesini anlatması anlamlı olabilir. Onun dışında hiçbir faydası yoktur.
Psikiyatri tedavisinden utanmaya gerek yok
Maalesef toplumumuz psikolojik problemi olanlara, “deli” nazarıyla bakabiliyor. Oysa hiç ilgisi yok. Böyle bir derde tutulan kişi de kendisini yanlış değerlendiriyor. Sıkıntısını fizyolojik kaynaklı zannediyor. Oysa maddî bir hastalığı yok. Bazen ailesi veya eşi hastalığı farkediyor, ama hasta psikiyatriste gitmemekte direniyor. Ne yazık ki hastalık ilerliyor, tedavisi güçleşiyor, en azından uzuyor.
Oysa psikiyatri tedavisinde utanıp sıkılmayı gerektiren hiçbir taraf yok. Nasıl ki insanın kalbi, midesi, böbreği hastalanabiliyorsa, pekâlâ beyin fonksiyonlarında da bir problem çıkabilir. Nasıl ki, bilgisayarı besleyen elektriğin voltajındaki düşüklük veya aşırılık onun fonksiyonlarını bozarsa, beyin kimyasındaki düzensizlik de insanların duygu ve davranış dünyasında olumsuzluklar meydana getirir.
Korkuya ve paniğe gerek yok. Çözümün ilk adımı, tecrübeli, ehliyetli, aklıyla kalbini birleştirmiş bir psikiyatriste gitmektir.
Doktor çok iyi seçilmelidir. Bunun için tecrübeli olmasını tavsiye ediyorum. Çünkü, binlerce vak’a gören bir doktor, problemi anında keşfeder. Niçin aklıyla kalbini birleştirmesini istiyorum? Çünkü, psikolojik problemler çok girifttir. Teşhisi ve tedavisi zordur. Mümkündür, ama zaman alır. Çok yorar, sabır ister. Doktor, bilimsel bulguları, hastasına olan şefkat ve duyarlılığıyla birleştirmelidir. Maddî hastalıkta son çözüm ameliyattır. En ağır operasyonu geçirir, sağlığınıza kavuşursunuz. Ama psikiyatrik tedavi bambaşkadır.
Tedavi görmek istemeyen bir hastayı, güzelce ikna etmek gerekir. Onun tereddütlerini, endişelerini, sabırla gidermek, etrafındakilerin ona kötülük değil, iyilik etmek için çırpındıklarını hissettirmek lâzımdır.
Psikiyatri hastası “güven” arar
Psikiyatri hastasının aradığı güvendir. Zaten herkesten kuşkulanmaktadır. Ona güven ve ümit vermek gerekir.
Hastayı doktorla buluşturduktan sonra problem çözüm sürecine girmiş demektir. Doktorlar, ilâç tedavisi ve psikoterapi uygularken yaptıkları görüşmelerle de hastanın probleminin kaynaklandığı sebebi bulmaya çalışıyorlar.
İlâç tedavisinde hastaların ve yakınlarının yaptığı bazı yanlışlıklar var. Hasta, psikiyatri ilâçlarının insanı uyutmak için olduğunu, etkisinin kalıcı olmadığını iddia ediyor. Yakınları da, “Zaten bunlar deli ilâcı” gibi yanlış bir zanna sahipler.
Oysa özellikle son yıllarda psikiyatri tedavisinde çok ciddi gelişmeler oldu. Depresyon tedavisinde iki tür ilâçlar kullanılıyor.
Birincisi, antidepresan denilen ve problemi kalıcı olarak tedavi etmeyi hedefleyen ilâçlar. Bunların ciddi hiçbir yan tesiri yok. Ne uyku veriyor, ne de başka bir sıkıntı meydana getiriyor. Ancak sabırla, uzun süreli ve doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Çünkü doktor gerektiğinde dozajında ayarlama yapıyor.
İkincisi, hastalığın semptomları denilen belirtilerini veya meydana getirdiği arızaları yok eden ilâçlar. Bunların kısmen yan tesiri olabilir. Uyku veya uyuşukluk verebilirler. Fakat bunlar geçicidir ve kısa süreli kullanılmaktadır. Bazen semptomlar (baş dönmesi, kusma hissi, bayılma gibi şeyler) hastayı çok zor durumda bırakabilir. O zaman yine doktorun izniyle bu tür ilâçlara başvurulacaktır.
Psikiyatri tedavisinden utanmaya gerek yok
Maalesef toplumumuz psikolojik problemi olanlara, “deli” nazarıyla bakabiliyor. Oysa hiç ilgisi yok. Böyle bir derde tutulan kişi de kendisini yanlış değerlendiriyor. Sıkıntısını fizyolojik kaynaklı zannediyor. Oysa maddî bir hastalığı yok. Bazen ailesi veya eşi hastalığı farkediyor, ama hasta psikiyatriste gitmemekte direniyor. Ne yazık ki hastalık ilerliyor, tedavisi güçleşiyor, en azından uzuyor.
Oysa psikiyatri tedavisinde utanıp sıkılmayı gerektiren hiçbir taraf yok.Asıl tedavi, doktorun hastayla görüşmelerinden sonra şekillenir. Bu görüşmelerden problemin ne olduğu, tedavi için nasıl bir strateji izlenmesi gerektiği ortaya çıkar. Problemin sebepleri tesbit edilebilir, hastayı tedirgin eden unsurların giderilmesi ve onu mutlu edecek bir ortamın kurulması plânlanabilir.
Fakat bunların tümünde de doktor ve ilâçlar bir rehber ve yardımcıdır. Tedavi sürecinin asıl motoru hastanın kendisi ve çevresidir.
İnsan niçin psikiyatri hastası olur, çevresi nasıl davranmalıdır, hasta iyileşmek için ne yapmalıdır? Sonraki bölümde bu soruların cevabını bulacaksınız. Unutmayalım: Zor da olsa her girdaptan bir çıkış yolu bulunur.
Göz batması nasıl tedavi edilir?
Basit gibi görünen bazı durumlar ciddi rahatsızlıkların habercisi olabiliyor. Gözde oluşan batma hissinin hangi sebeplerden kaynaklandığı ve bu durumu yaşayanların yapması gerekenleri Doktor Deva açıklıyor.
Gözde yanma ve batma , gözlere yabancı cisim kaçmış gibi hissedilmesidir. Uykusuzluk ve yorgunluk sırasında ortaya çıkan yanma ve batmalar çok uzun sürmedikçe normal kabul edilebilir.
Gözde yanma ve batma bazı hastalıkların belirtisi olabilir :
1- Gözde yabancı cisim varlığı,
2-Konjunktiva, kornea ve skleranın tüm enfeksiyonları,
3-Alerjik hastalıklar,
4-Kontakt lensle ilgili sorunlar
5-Göz kuruluğu,
6-Üveitler,
7- Göz kapağı bozuklukları batma şikayetiyle ortaya çıkabilir.
Çok çeşitli nedenlerle batma olur:Yabancı cisim kaçmış olabilir,
Kapakların iç tarafında konkresyon denilen oluşumlar olabilir,
Ters dönen kirpik olabilir; daha hemen aklımıza gelmeyen birçok sebeple kızarıklık olmadan batma olabilir.Mutlaka bir göz hekimine muayene olmalısınız.
Kaliteli bir uykunun faydaları
Uyku hem yaşam sağlığımız hemde cildimiz için önemlidir. Uyurken vücudumuzdaki ölü hücreler yenilenir ve cildimiz kendine otomatik olarak bakım yapar. Peki kaliteli bir uykunun başka ne gibi faydaları vardır? Hep birlikte öğrenelim…

Uyku pozisyonlarınızı değiştirin
Sırt üstü yatmaya gayret gösterin. Sürekli olarak yüzükoyun yatmak belli bir süre sonra yüzünüzde kalıcı çizgilere sebep olabilir. Şişkin ve kabarık gözlerden kurtulmak içinse bolca yastık kullanın. Başınızı, kalp seviyenizden birkaç santim yukarıda tutmak bu şişkinlikleri de engelleyecektir.
Yüzünüzü yıkamanın iki önemli rolü vardır: yüzünüze zarar veren kiri temizler ve gece kreminizin daha iyi sonuç vermesini sağlar.
A vitamini ihtiva eden kremler kullanın
A vitamini cildinizin daha genç görünmesinde büyük oranda yardımcı olacaktır. Yüzünüz için kullandığınız kremlerin a vitamini de içermesine dikkat edin.
Göz altı kremleri kullanın
Gözlerinizin altında oluşan çizgilerden kurtulmak için k vitamini ve retinol içeren kremlerden kullanın. 12 hafta boyunca her gece bu kremlerden kullanan kadınların göz altlarındaki çizgiler yüzde 33 oranında azalabiliyor.
Benler neden oluşur?
Benler çoğu zaman vücuda zararsız ufak lekelerdir. Ancak bazı ben çeşitleri hastalık habercisi olabiliyor ve acil önlem alınması gerekiyor. İşte uzmanların benler hakkındaki açıklamaları…

Ben; Melanosit denilen renk hücrelerinin oluşturduğu yapılardır. Çoğu kişide sayıları 1 ile 40 arasında değişir. Bir kısmı doğuştan, bir kısmı ise sonradan ortaya çıkar. Benler düz veya kabarık olabilirler. Renkleri pembeden kahverengi siyaha kadar değişebilir. Vücudumuzdaki her kahverengi kabarıklık ‘ben’ değildir.
Özellikler
Benler cilt kanserinin habercisi olabileceği gibi zararsız da olabilirler. Dermatologlar dermatoskopi denen bir yöntemle benlerin görüntüsünü büyüterek inceleyebilirler ve eğer gerekirse biyopsi de alabilirler.
Benler doğumda mevcut olabildikleri gibi genellikle çocukluk yaşında gelişirler. Erişkin çağda renklerini kaybeder ve yaşlılık döneminde tamamen ortadan kalkabilirler.
Ben Çıkmasının Nedenleri
Doğumda çıkabildiği gibi genellikle ergenlik çağında gelişirler. Sonradan ortaya çıkanlarda ise genetik yapıya ek olarak ültraviyolenin, yani güneşin etkisi çok büyük oluyor.
Ben ile ilgili püf noktaları
* Kilolu kadınlarda, hamilelik sonrasında, şeker hastalığı olanlarda, menopoz sonrasında boyunda, koltuk altında ve kasıklarda sıkça görülen deri rengindeki et benlerinin kesinlikle elle koparılmaya çalışılmaması ve renk değişikliğinin mutlaka takip edilmesi gerekiyor.
* Güneş ışınları benler üzerinde önemli etkiye sahiptir. Bu nedenle bebek, çocuk ve gençler güneşten korunmalı.
* Benlerin kansere dönüşmesindeki baş etkenler; Güneş, Güneş yanıkları ve Solaryum’dur.
* Sürekli tahrişe uğrayan bölgelerdeki benlere özellikle dikkat etmek gerekiyor.
* Benlerde, his değişikliği; kaşıntı, ağrı, gıdıklanma, iğnelenme v.b. değişiklikler varsa bir doktora görününüz. Bu değişiklikler aklımıza cilt kanserini getirir.
* Benlerin üzerinde çıkan kıllar makasla alınsa daha iyi olur. Cımbızla alınması benin altında ağrılı şişliğe neden olabilir.
Ben Tedavisi
benBenler; Kozmetik nedenlerle, giysi ve takılarla sürekli tahriş oluyorlarsa ve Malin melanoma (ciltte başlayan kanser tipi) dönüşme ihtimalleri varsa cerrahi olarak çıkarılırlar. Ben’inizin alınıp alınmayacağına doktor karar verecektir. Buna siz karar vermeyin. Benlerin çıkarılmasının ardından, o bölgenin daha kötüye gideceğine dair bir inanış yanlıştır.
Benler hangi yöntemlerle tedavi edilir?
1.Tıraşlama şeklinde biyopsi: Deriden kabarmış bir benin etrafındaki deri lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra cerrahi bıçak ile çıkarılır. Yara düz beyaz bir leke bırakarak iyileşir.
2.Cerrahi müdahale: Ben düzse veya melanom dediğimiz cilt kanseri şüphesi var ise kullanılır. Derideki ben tam kalınlığı ile çıkarılır ve sonrada dikiş atılır. Çıkarılan ben patolojik incelemeye gönderilir. İnce bir çizgi şeklinde iz kalabilir.
Masa başı iş yapanlara sağlık tavsiyeleri
Tüm gün ayakta durarak yapılan işler gibi masa başında yapılan işlerde bazı sağlık problemlerine yol açabilir. Masa başı işlerin ortaya çıkarabileceği sağlık problemlerinden korunmak için uzmanların tavsiyelerini uygulamanız yeterli olacaktır.

Asla ve asla yemek masanızı ya da benzeri bir masayı çalışma masası olarak kullanmayın. İskemlenizi de aynı şekilde çalışma koltuğu olarak kullanmayın. Kötü duruşun getirdiği stres, rahatsızlıklar ilerleyen zamanlarda omur ve omurgalarınızda ciddi tahribatlara yol açar.
Evde bilgisayar başında çalışırken mutlaka ofis sandalyesi ve ofis masası kullanın. Oturduğunuz sandalyenin ayarlanabilir olması gerekir. Böylece bacaklarınız sandalye üzerinde, ayaklarınızda yerde düz our. Dizleriniz asla oturduğunuz sandalyede yukarda kalmamalı, sandalyeye tam oturmalıdır. Ayaklarınızda parmak uçlarında değil, tam zeminde olamsı gerekir. Eğer boyun ve bel fıtığı riskleriniz yoksa bile yanlış oturma ve kullanım sonucu bu ileride mutlaka başınıza gelecek bir rahatsızlık olacaktır. Öne doğru eğilerek çalışmayın, dik durmaya özen gösterin
Eğer uzanarak çalışmayı seçenlerdenseniz; bel ve boynunuz boşlukta kalmamalı, destek sağlanmalıdır. Uzanarak çalışmayı seçenlerdenseniz, mutlaka laptop kullanıyor olmalısınız. O zaman laptop minderi üzerinde beliniz koltuğunuza, başınız da destekli bir başlığa yaslamalısınız.
Okurken başınızı çevirmemek için kağıt tutacaklarından yardım alın ve ekranla aynı seviye olmasına itina gösterin. Kendinşze ayarlanabilir bir masa lambası edinin.
Sürekli oturmaktan kaçının. Arada sırada kalkıp dolaşın. Otururken de boynunuzu ve bacaklarınızı yarım saatte bir hareket ettirin, kan dolaşımınız normal seyretsin.
Tüm bunları göz önünde bulundurarak, çalışma ortamınızı yeniden düzenleyebilirsiniz. Sağlığınız bozulduğuında çalışma durumunuzda olmayacaktır, unutmayın.
Raşitizm belirtileri nelerdir?
Raşitizm hastalığının ne olduğu, hangi belirtileri gösterdiği ve nasıl tedavi edildiği gibi bilgileri uzmanlar detaylı olarak açıkladı. İşte uzmanların açıklamaları…

Her yaşta farklı belirtileri vardır. Bebeklerde görülen D vitamini eksikliğine bağlı raşitizmde kandaki kalsiyum ve fosfor miktarları normal bulunması gereken miktardan daha azdır. Sebebi bir çok faktöre bağlı olabilir.
Vücut yapısında da bazı farklılıklar göze çarpar. Diş daha geç yaşlarda çıkar, el ve ayak bilekleri normalden daha geniştir. Yalnız bu geç diş çıkmasının sebebi sadece D vitamini eksikliği değildir. Bu yüzden her dişi geç çıkana D vitamini verilmemelidir. Göğüste küçük şişlikler vardır ve çökmeler oluşabilir. Hastalık ilerledikçe büyüme geriliği, yaşıtlarından kısa kalma gözükür. Yürürken bacaklarda eğrilik vardır. Bu sorunlar kalsiyum yetersizliğine bağlı olarak ortaya çıkar.
Raşitizmli bebeklerin yürümesi ve emeklemesi geç olur. Kaslar zayıftır. Anneler bebeğin başının terlediğini söylerler. Bu belirtilerin tek tek görülmesi raşitizm olduğunu düşündürmez. Bunlardan birkaçı birlikteyse raşitizm düşünülebilir.
Bazı hastalıklar sonucu ya da genetik faktörlerden dolayı da ortaya çıkabilir.
Raşitizmin belirtileri yaşa göre değişir. En sık görüldüğü dönem olan ilk yaş içerisindeki belirtiler kandaki kalsiyum ve fosfor düzeylerinin düşüklüğüne bağlıdır. Bu belirtiler; sebebi izah edilemeyen huzursuzluk gibi müphem belirtilerden havale geçirmeye kadar değişir. Raşitizmli bebeklerin kasları gevşek ve güçsüzdür. Bu nedenle geç oturur, geç emekler ve geç yürürler. Buna karşın zeka gelişimleri bu durumdan etkilenmez. Nedeni bilinmeyen ve hastalıkla ilişkisi kesin olarak gösterilmemiş ama anneler tarafından sıkça söylenen bir belirti de baş terlemesidir.
Raşitizmin diğer belirtileri ise kemiklerde kalsiyum birikiminin yetersizliğine bağlıdır. Bıngıldak yaşa göre büyüktür ve kapanması gecikir. El ve ayak bilekleri geniştir. Kaburgaların üzerinde tespih tanesi gibi şişkinlikler fark edilebilir. Göğüs kafesinin alt kısmında oluk benzeri bir çökme oluşabilir. Diş çıkması gecikir. Raşitizmli çocukların alınları geniş ve belirgin, karınları ise şiş gözükür. Eğer hastalık tedavi edilmezse büyüme yavaşlar ve bir süre sonra çocuk boyca yaşıtlarına göre geri kalır. Çocuk yürümeye başladıktan sonraki en önemli bulgu bacaklardaki eğriliktir (O ya da V bacak).
Bu belirtilerin önemli bir kısmı raşitizme özgü değildir. Bununla beraber bu belirtilerin bir kaçı bir araya gelirse raşitizm bulunup bulunmadığına ilişkin tetkiklerin yapılması gereklidir.
Raşitizm Belirtileri Hakkında
Raşitizmin belirtileri üçüncü aydan önce belirgin hale gelmez. Çocuğun gürbüz bir görünümü olabilir; iştahla yer ama çok huzursuzdur, sık sık ağlar ve geceleri rahat bir biçimde uyumaz. Cildi çok hassastır ve üstüne parmakla hafifçe basıldığında kırmızı çizgiler ortaya çıkar. Baş Özellikle beslenme sırasında ve uykuda çok terler. Baş eller arasına alınıp hafifçe bastırıldığında, esnek ve dirençsiz bir masa tenisi topuna dokunuyormuş gibi hissedilir; ortaya çıkan bu erken belirtiye kraniyota-bes (kafatası kemik dokusunun anormal biçimde yumuşaması) denir. Başın, özellikle yastıkla teması olan bölümlerinin sürekli terlemesi nedeniyle saçlar dökülür ve küçük bir saçsız alan ortaya Çıkar. Göğüs kafesindeki lezyonlar ise daha geç görünür hale gelir. Kaburga, göğüs kemiği ve omurlardan oluşan göğüs kafesi, çan biçimini alır, Pectus corınatus (kuş göğsü) olarak bilinen bozukluk göğüs kafesinin üst kısmının kenarlarından bastırılması sonucu göğüs kemiğinin dışarı fırlaması ve uçları serbest olan 11. ve 12. kaburgaların bağırsak kıvrımları tarafından dışarı ve yukarı itilmesinden kaynaklanır. Gaz ile dolu bağırsak kıvrımları karnı şiş ve hacimli bir hale getirir ve göğüs kafesinin alt kısmına huni görünümü verir. Göğüs kemiğinin her iki kenarında parmakla hissedilebilen küçük çıkıntılar vardır; bunlar kaburgaların ön uçlarındaki kıkırdakdokunun büyümesi sonucu oluşmuştur. Kas direnci az olduğundan çocuk oturduğunda bel kemiği öne eğilir ve kamburumsu bir eğrilik oluşur. Raşitizmin en son belirtileri kol ve bacaklarda ortaya çıkar: 11-12. aya doğru, el ve ayak bileklerinde bileziğe benzeyen düğümler oluşur; bunlar uzun kemiklerin uçlarının (epifiz) küçük bir kürek biçiminde genişlemesinden kaynaklanır Raşitik süreç, uygun bir tedavi ile durdurulmazsa, çocuk hareket etmeye ve yürümeye başladığında, zayıf ve güçsüz olan bu kemikler eğrilir ve hatta ufak bir darbe sonucu kırılabilir. Bütün bu belirtiler, daha önemsiz öteki bazı işaretlerle birlikte çocuğa raşitik tiplere (habitus rachiticus) özgü bir görünüm kazandırır. Küçük hastalar soluktur; yaşıtlarına göre daha geç yürür, çok çabuk yorulur, sık sık soğuk algınlığı ve gribe yakalanırlar. Göğüsteki biçim bozukluğu nedeniyle soluk alıp vermeleri zorlaşır ve buna bağlı olarak akciğer hastalıklarını (bronş-akciğer iltihabı, bronşit) daha ağır yaşarla/. Çocuğun çok çabuk hasta olmasıyla paniğe kapılan anneler, özellikle kışın, çocuğu olabildiğince evde tutar, güneşli günlerde bile dışarı çıkarmazlar. Böylece zaten zayıf olan morötesi ışınlar hiçbir biçimde cilde ulaşmaz ve D vitamininin bireşimi sağlanamaz. Sonuçta kısır bir döngü oluşur: Raşitizmin tedavisi için D vitamini gereklidir, ama hastalık çocuğu “kırılgan” hale getirerek açık havaya çıkmasını, yani D vitaminini etkin hale getiren güneş ışığından yararlanmasını engeller.
Raşitizm Tedavisi
Eskiden tedavi amacıyla verilen mori-ı «a karaciğeri yağına göre içimi çok da-kolay olan vitamin haplarının geliş-rilmesi koruyucu tedavi uygulamasını )k kolaylaştırmıştır. İnek sütüne göre Isiyumdan yana daha zengin olan ıe sütü alan sütçocuklanna bile D lini verilmelidir. Raşitizm kendi gına ağır bir hastalık değildir; genelle çok hafif biçimlerde ortaya çıkar çocuğu güneşe çıkarmakla iyileştirilebilir. Ama belirgin İskelet lezyonlan-mn geliştiği ağır olgularda çocuğa yüksek dozda D vitamini verilmesi gereklidir. Bir kerede verilen ve “hücum dozu” denen 600 bin ünite (15 mg) D vitamini raşitizmi durdurur ve kemiklerde hemen kalsiyum birikmesini sağlar. İlacın verilmesinden birkaç gün sonra, ayak ya da kol filmi çekildiğinde bu kemiklerin eski şeffaflıklarını kaybedip, daha sert hale geldikleri görülür. Çocuğun genel durumu da iyileşir, daha canlı ve sakin hale gelir. Kendini daha güçlü hissederek oturmaya ve yürümeye çalışır. Ama en azından iyileşmenin başlangıç evresinde, hâlâ güçsüz olan bacakları vücudun ağırlığı altında kolayca eğrilip biçim bozukluğuna uğrayabileceğinden, yürümesini engellemek gerekir. Çok ağır olgularda, tedavinin kötü yürütüldüğü ya da geç başlandığı durumlarda, tam iyileşme olasılığı azdır; çocuk çarpık bacaklı, kamburca sırtlı, dar ve küçük göğüslü olacaktır. Bu biçim bozuklukları sekiz ya da on yaşına doğru özel bir ortopedik tedaviyle düzeltilebilir. Günümüzde gerek çocuk hekimine daha sık başvurulduğundan, gerek sütçocu-ğunun beslenmesini vitaminlerle zenginleştirme alışkanlığı yaygınlaştığından raşitizme, özellikle de ağır biçimlerine daha az rastlanmaktadır.
Zamanında ve doğru bir tedaviyle, uzunca bir zamanda da olsa, gerek kol ve bacaklardaki eğrilikler, gerek göğüs kafesindeki biçim bozuklukları düzeltilebilir. Doğru bir tedavide ilaçlar, kaslara direncini yeniden kazandırmak için yapılan masajlarla, tuzlu su ban-yolanyla, ıspanak, havuç, kereviz gibi yeşil sebzeler ve yumurta, süt, peynir gibi kalsiyumdan yana zengin besinler içeren dengeli bir beslenmeyle desteklenmelidir.
Raşitizm tedavisi zor değildir. Eksik olan D vitamininin yerine konmasıyla tedavi edilir. Fakat belirtilen dozlarda alınması gerekir. Doktor kontrolü olmadan alınan D vitamini vücutta zehirlenmeye neden olabilir. Hatta böbrek yetmezliği ve ölümle bile sonuçlanabilir.
Ya uzun süreli düşük doz verilir ya da kısa bir sürede yüksek bir doz verilir. Genelde ağız yoluyla alınır. Bazen kas içine enjekte edilir. Bu iki tedaviden biri hastanın durumuna göre tercih edilir. Gerektiğinde kalsiyum takviyesi de yapılır.
Patoloji nedir? Patoloji hakkında bilgiler
Patolojinin ne olduğunu merak ediyorsanız patoloji hakkındaki kısaca bilgileri bu makalemizden öğrenebilirsiniz. Hepinize sağlıklı günler dileriz.

Patoloji, hastalık (Yunanca pathos) çalışması ve bilimi (Yunanca logos) kelimelerinin birleşmesi ile oluşmuş hastalıklar bilimi anlamına gelen bir sözcüktür. Ayrıca belirli bir bozukluğun tipik özellikleriyle birlikte bütününe patoloji denilebilir.
Patoloji (hastalıkbilim) özellikle altta yatan hastalıkla ilgili hücrelerdeki, dokulardaki ve organlardaki yapısal ve işlevsel değişikliklerin tanınması, araştırılması ve incelenmesiyle ilgilenir.
Patoloji alanında uzman olan kişilere patolog veya patoloji uzmanı denmektedir.
Patolojinin Ana İnceleme Alanları
Patolojinin başlıca hedefi hastalıkları 4 yönden incelemektir:
Etyoloji: Hastalıkların nedenleri,
Patogenez: Hastalığın oluş mekanizması
Morfolojik değişiklikler: İlgili hücre, doku ve organlardaki yapısal değişiklikler
Klinik önem: Hastalığın klinik açıdan önemli noktaları.
