Kategoriler

Archive for the ‘Genel SaÄŸlık Bilgileri’ Category

Cinsel İlişki de 5 Duyudan Yararlanma

Cinsel ilişki esnasında her 5 duyudan da faydalanılması çiftin karşılıklı olarak çok daha fazla haz almasını sağlar.

Görme : Eğer ilişkiye gece giriliyorsa gözü rahatsız edici derecede olan ışık kapatılmalıdır. Çiftlerin gözleri birbirlerini tahrik edecek şeyler görmelidir. Ve kadın ile erkek birbirleri için süslenmelidir.

Duyma : İlişkiden önce tartışma gibi birbirini kırıcı anlar yaşanmamalı. Daha çok tatlı konuşmalar veya tahrik edici sohbetler yapılmalıdır.

Koklama : Kadının güzel kokması erkeği oldukça etkiler bu yüzden kadınların bu ince noktayı bilmesi gerekir. Aynı şekilde beden kokusu, ağız kokusu gibi kokuların olması o andaki cinsellik isteğini bitirebilir.

Tatma : İlişki başlangıcında öpüşme büyük bir önem kapladığı için kişinin ağız temizliğine ayrıca önem göstermesi gerekir. (bkn. öpüşme teknikleri )

Dokunma : İlişki öncesinde çiftlerin birbirlerine dokunmasıyla cinsel ilişkiye girme isteği fazlasıyla artar. Dokunma ve okşama vazifesi kadından daha çok erkeğe düşer. Bu dokunma ve okşama hem kadını hem de erkeği etkilediği için kadın cinsel ilişkiye girme için kuvvetli bir arzu hissedene kadar devam etmelidir. Böyle bir yolla cinsel ilişkiye girilmesi her iki taraf içinde oldukça büyük bir haz oluşturacaktır.

Cinsel Sorunlar ve Hipnoz

Toplumda her üç kişiden biri cinsel sorunlar yaşıyor. Bu insanların sadece üçte ikilik bir kısmı tedaviye ihtiyacı olduğunu kabul ediyor. Cinsel hayat daki mutluluk öncelikle problemlerin keşfi ve tedavi kabulüne bağlı. Türk toplumunda cinsel problemler dile getirilmesi bile hoş karşılanmazken gidip te bunları bir uzmana anlatmak kabulü zor bir gerçek. Bu tabular neyse ki zamanla yıkılmaya başladı. Tedavilerden alınan olumlu yanıtlar insanların cinsel hayat daki mutluluğunu geri veriyor.

Cinsel sorunları çözmede iki metod uygulanır. Biri, terapi diğeri ise hipnoz yöntemidir.

Hipnoz; tarih kadar eski bir tedavi yöntemi. Hipnoz sayesinde birçok rahatsızlık tedavi edilebilir. Tabiî ki hipnozla tedavi edilen rahatsızlıklar tıbbi olmayan, psikolojik nedenlere bağlı hastalıklar olmalıdır. Mesela; cinsel sorunlar, kötü huylar, kötü alışkanlıklar, saçma inançlar, yanlış algılama problemleri ve yerleşmiş değişmez alışkanlıklar. Bu sorunların hepsi hipnozla tedavi edilebilir.

Hipnozla tedavi edilebilen cinsel problemler

• Vajinismus
• İktidarsızlık
• Cinsel travmalar
• Erken boşalma
• Cinsel korkular
• Taciz sendromları

Gibi psikolojiye dayanan birçok cinsel problem hipnoz yöntemi ile tedavi edilebilir. Yeter ki sorunların üzerine gidilsin. Cinsel sorunlarda tedavi konusunda önyargılı ve tabulu olmamak gerekir.

Kişiye ve cinsel problemin şiddetine göre hipnoz seans sayıları değişme gösterir. Cinsellikte hipnozla tedavi yöntemi terapi seanslarından daha muhafazakâr bir yöntemdir. Birçok insan hipnoz yöntemiyle cinsel problemlerinden kurtuluyor ve sağlık lı bir cinsel yaşam sürdürüyor.

Öksürüğü geçirmek için şifalı bitkiler

Yöntem – 1
Zencefil – Bal karıştırılır yenirse en müzmin öksürüğü üç günde keser. Bu öksürüğün en tesirli ilacıdır.
Yöntem – 2
Servi kozalağı kaynatılır, bir bardak içilirse, geceleri uykuya engel olan kuru öksürüğü keser.
Yöntem – 3
Hardal ile bal karıştırılıp yalanırsa öksürüğü kökünden keser.
Yöntem – 4
İncir, çemen ve ayva çekirdeği, su ile kaynatılarak içilirse, öksürükten kaynaklanan göğüs hırıltısını keser.
Yöntem – 5
Mürsafi …………………………. 1,5 gr.
Şeker ………………………….. 15 »
Yatarken içilirse geceleri uykuya engel olan öksürükten o gece emin olunur.
Yöntem – 6
İncir, süt ile pişirilerek şiddetli öksürüğü olan çocuklara yedirilir.
Yöntem – 7
Süngerin içindeki taş çocuğun boynuna takılırsa öksürüğünü tamamen keser veya azaltır.
Yöntem – 8
Arpa kaynatılır, suyu içilir.
Çemen ………………………… 25 gr
İncir…………………………….. 100 »
Sabahları aç karnına yenir.
Yöntem – 9
Kaymak …………………………. 100 gr.
Miyen balı………………………… 50 »
Zama-ı arabi ……………………. 50 »
Kitre ……………………………… 50 »
Fındık (kavrulmuş) …………… 100 »
Hurma …………………………. 100 »
Çamsakızı – Günlük …………… 25 »
Bu maddeler alınarak dövülür, bal ile macun yapılır ve kaşık kaşık yutulur.
Yöntem – 10
Fıstık, Çam fıstığı, Kuru üzüm , Çemen birlikte yenir.
Yöntem – 11
Şeftali, İncir, Muz, Şeker kamışı, Bu maddelerin herbiri muhtelif vakitlerde yenir.
Yöntem – 12
Kuru incir…………………………. 250 gr.
Badem …………………………… 250 »
Ceviz …………………………….. 250 »
Bu gıdalar yeteri kadar alınır ve her gün 4-6 defa 100 er gr. yenir.
Yöntem – 13
Haşhaş …………………………… 50 gr.
Yağmur veya kaynamış su …… yeteri kadar
Terkip yapılarak kaynatılır 30 gr. bal ilave ederek pekmez haline getirilir. Yatarken birer kaşık içilir.

öksürük için şifalı bitkiler

ÖKSÜRÜK
Tanımı: Solunum yolları zarlarının rahatsızlığı nedeniyle ciğer­lerdeki havanın birdenbire ve gürültülü bir sesle dışarı çıkmasıdır.
Nedenleri: Bademcik iltahabı, grip, aşırı sigara içmek, so­ğuk içicekler yüzünden göğsü üşütmek, boğmaca, astım gibi birçok neden sıralanabilir.
Solunum yollarının iç yüzünü yapan zarlar iltahaplandığın­da, mukus salgısı artmakta ve bu zann kolaylıkla tahriş edilebil­diği görülmektedir. Öksürükle mukusun fazlası dışan atılmakta­dır. Öksürmek zorunda kalan kişi, önce derin bir soluk alır, son­ra ses telleri aralarındaki aralığı kapatıp ve göğüs boşluğu ba­sıncını arttınrcasına kaslarını kasar. Bu olaydan sonra ses telleri aralığı aniden açılınca, solunum yollarındaki hava patlarcasına dışarı atılır. Bu havayla birlikte aşırı miktardaki salgılar ve bazı tahriş edici maddeler dışarı çıkar.
Öneriler:Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı kekik otu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam ol­mak üzerer birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı soğuk suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı oranında ebegümeci katılıp demlenmesi için on iki saat bekletildikten sonra, süzülerek ılıtılmak için içi kaynar su dolu olan bir başka kabın içine ihyana kadar bırakılıp ardından, gün­de iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Havanda dövülmek suretiyle toz haline getirilmiş olan bir çay kaşığı çitlembik tohumu bir çay fincanı kaynar suyun içine katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzüle­rek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış incir yaprağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış mayasıl otu katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç küçük parçalara bölünmüş kereviz katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanına bir tatlı ka­şığı süzme bal ilavesiyle içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı öksürük otu çiçeği katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam ol­mak uzerer birer çay fincanı içilir.
*Aynı oranda ince kıyılmış veya havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan, havlıcan, ebegümeci, zencefil, tıbbi hat­mi, ayva yaprağı, ayva çekirdeği ve ıhlamur iyice karıştırılıp harman edildikten sonra; bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı bitki harmanı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez sabah ve akşam ol­mak üzere birer çay bardağı içilir.
*Aynı oranda ince kıyılmış veya havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan, öksürük otu (yapraklan ve çiçekleri), sı­ğırkuyruğu çiçeği, ciğer otu ve sinirli ot yaprağı iyice karıştırılıp harnıan edildikten sonra; bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı bitki harmanı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez sabah ve akşam ol­mak üzere birer çay fincanı içilir.
*Aynı oranda ince kıyılmış veya havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan, nane, kekik, papatya çiçeği, tıbbi hatmi ve ıhlamur iyice karıştırılıp harman edildikten sonra; bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı bitki harmanı katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek gün­de iki kez sabah ve akşam olmak üzere birer çay bardağı içilir.
*Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı dar yapraklı sinirli ot katılıp demlenmesi için kısa bir sü­re beklendikten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam ol­mak uzerer birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış kılıç otu katı­lıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış ayrık otu katı­lıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış sarmaşık katı­lıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanına birer tatlı kaşığı süzme
bal ilavesiyle içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç taze ve ince ktyılmış sarım­sak otu katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde içinde bir su bardağı aralıklarla yudumlanarak içilir.
* Bir litre soğuk suyun içine bir avuç taze ve ince kıyılmış tıbbi hatmi kökü ve iki çorba kaşığı toz şeker katılıp 1 -2 saat bekletilmesinin ardından süzülerek her iki saatte bir çorba kaşı­ğı alınarak kullanılır.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı ciğer otu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendik­ten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam olmak uzerer birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine birer çay kaşığı toz tarçın ve karabiber katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülüp günde iki kez sabah ve akşam olmak üzerer birer çay fincanı içilir.
* Bir su bardağı sıcak suyun içine havanda dövülerek toz haline getirilmiş olan birer çorba kaşığı fındık içi ile süzme bal ilave edilip karıştırıldıktan sonra ılık halde içilir.
* 100 gram yulaf unu bir litre soğuk suyun içinde yumuşa­ması için birkaç saat bekletildikten sonra koyulaşıncaya kadar kaynatılıp her üç saatte bir birer çorba kaşığı alınır.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı dağ şebboyu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çorba kaşığı içilir.
* Bir miktar siyah turp mikserden geçirildikten sonra bir tülbent yardımıyla suyu sıkılıp elde edilen bir su bardağı turp suyuna bir çorba kaşığı süzme bal ilave edilip günde iki kez, sa­bah ve akşam olmak üzere birer çorba kaşığı içilir.
* Bir su bardağı soğuk suyun içine ince kıyılmış bir çay ka­şığı oranında koyungözükatılıp demlenmesi için on iki saat bek­letildikten sonra, süzülerek ılıtılmak için içi kaynar su dolu olan bir başka kabın içine ağzına kadar bırakılıp ardından, gün için­de aralıklarla yudumlanarak içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış ceviz yaprağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine iki avuç kavun çekirdeği katılıp, su yarım litreye düşene kadar kaynatıldıktan sonra süzülerek gün­de üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Bir litre süt ile 5-6 diş ince kıyılmış sarımsak kaynatılıp süzülmesinin ardından ihyana kadar bekletilip birer tatlı kaşığı süzme bal ilavesiyle günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı avşar otu katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendik­ten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzerer birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine küçük parçalara bölünmüş bir avuç ku­ru soğan katılıp, kaynatıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün bi­rer çay fincanına bir tetlı kaşığı süzme bal ilavesiyle içilir.
* Bir litre suyun içine küçük parçalara bölünmüş bir avuç at kestanesi katılıp, kaynatıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanı içilir.
*Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir tatlı kaşığı izlanda yosunu katılıp kısa bir süre demlenmesi beklen­dikten sonra, süzülerek, öğle ve akşam yemeklerinden yanm sa­at önce birer çay fincanı soğuk olarak içilir.
* Bir litre suyun içine 4-5 adet keçiboynuzu katılıp, su yarım litreye düşene kadar kaynatıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün birer çay fincanına birer çay kaşığı süzme bal ilavesiyle içilir.
* Bir litre suyun içine iki avuç ayva çekirdeği katılıp, su yanm litreye düşene kadar kaynatıldıktan sonra süzülerek gün­de üç öğün birer çay fincanı içilir.
* Havanda dövülmek suretiyle toz haline getirilmiş olan bir çay kaşığı hardal tohumu bir çay fincanı kaynar suyun içine ka­tılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış yer palamudu katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış menekşe çiçe­ği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sa­bah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış kiraz çiçeği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah
ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir adet selvi kozalağı katılıp kaynatılma­sının ardından süzülerek günde üç öğün yarımşar çay bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış elma çiçeği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış bakla çiçeği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış devetabanı çi­çeği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış gelincik çiçeği katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı güneş gülü katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklen­dikten sonra süzülüp gün içinde aralıklarla yudumlanarak içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir tatlı kaşığı süzme bal katılıp karıştırıldıktan sonra günde üç öğün bi­rer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı rezene katılıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülüp günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzerer birer çay fincanı içilir.
* Bir bardak kaynar suyun içine bir tatlı kaşığı ince kıyıl­mış sığır dili katılıp 4-5 saat dinlenmesi için bırakılmasının ar­dından arzuya göre tatlandırılıp her sabah bir çorba kaşığı içilir.
* Bir litre suyun içine 4 adet kuru incir ve bir kahve fincanı meyan kökü katılıp kaynatıldıktan sonra süzülerek günde üç öğün kullanılır.
* Bir litre süt ile 2-3 adet küçük parçalara bölünmüş kuru incir kaynatılıp süzülmesinin ardından ihyana kadar bekletilip günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içi­lir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış mersin yaprağı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine ince kıyılmış bir çay kaşığı kara hindiba katılıp kısa bir süre demlenmesi beklendik­ten sonra, süzülerek, öğle ve akşam yemeklerinden yanm saat önce birer çay fincanı soğuk olarak içilir.
* Bir litre suyun içine bir yemek kaşığı civanperçemi katı­lıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün birer çor­ba kaşığı içilir.
* Bir çorba kaşığı çam ağacı sürgünü bir litre suyun içine katılıp kaynatıldıktan sonra süzülerek ve arzuya göre tatlandırı­larak günde üç öğün birer çay bardağı içilir.
* Bir litre suyun içine bir çorba kaşığı dolusu ıhlamur, bir silme yemek kaşığı tıbbi hatmi, bir adet rendelenmiş limon ka­buğu ve bir tatlı kaşığı tarçın katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde üç öğün yarımşar çay fincanı içilir.
* Havanda dövülmek suretiyle toz haline getirilmiş olan bir çay kaşığı keten tohumu bir çay fincanı kaynar suyun içine katı­lıp demlenmesi için kısa bir süre beklendikten sonra süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Bir litre suyun içine iki avuç hünnap katılıp kaynatılması­nın ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve akşam olmak üzere içilir.
* Bir tatlı kaşığı toz zencefilini içine bir çay kaşığı bal ve yarım çay kaşığından biraz daha az tuz bir kürdan yardımıyla karıştırılıp yutulur.
* Bir çay fincanı kaynar suyun içine bir çay kaşığı karabaş otu katılıp demlenmesinin ardından süzülüp, süzme bal ile tatlandırıla­rak günde iki kez, sabah ve akşam olma üzere birer çay fincanı içilir.
* Bir miktar şalgam mikserden geçirildikten sonra bir tül­bent yardımıyla suyu sıkılıp elde edilen bir su bardağı turp su­yuna bir çorba kaşığı süzme bal ilave edilip günde iki kez, sa­bah ve akşam olmak üzere birer çorba kaşığı içilir.
* Bir litre suyun içine bir avuç ince kıyılmış pazı katılıp kaynatılmasının ardından süzülerek günde iki kez, sabah ve ak­şam olmak üzerebirer çay fincanı içilir.
* Bir duble viski (3 el.) ile bir kahve fincanı sıcak limon su­yu karıştırılıp günde iki kez akşam yemeklerinden sonra ve ya­tarken birer duble içilir.

DiÅŸ Tedavisi ve Bozucu Alan Etkisi nedir

En doğru olan davranış şekli diş hekimleriyle, tıp doktorlarının birlikte hastanın durumunu değerlendirmeleridir. Hastanın dişlerinde bulunan ve dolgu amaçlı kullanılan amalgamların tespiti ve çıkarılması hususunda her iki hekim ortak hareket etmelidir. Birçok kişinin hastalıklarından kurtulamamasının temel nedenlerinden biri de diş hekimlerinin dolgu yapmak amacıyla amalgam dolguyu tercih etmeleridir. Bu uygulamaya maruz kalmış insan, gizliden gizliye sürekli bozucu alan yapmakta ve sağlığını olumsuz etkilemekte olan ağır metal zehirlenmesiyle birlikte seyreden ciddi bir tehdit altında yaşar. Bozucu alan olarak sadece dişleri sorumlu tutmak mümkün değildir.

Bozucu Alanlar Hangileridir?

Geçirilmiş bütün ameliyatlardan sonra oluşmuş bulunan skar dokuları; yani ameliyat bölgesinde oluşmuş nedbeleşerek sertleşmiş ameliyat izleri; özellikle sezaryen ameliyatlarından sonra oluşmuş skar dokularının hepsi, yanıklar, sigaranın kendisi ve dumanı, aşı izleri, deriye kazman dövmeler, sıyrık veya çiziklerden sonra buralarda oluşmuş nedbe dokuları, tonsillektomi ameliyatları, kronik sinüzit, dişlerde bulunan amalgam dolgular, dişlerde meydana gelmiş eğilmeler, şekil bozulmaları, bazı organlar; örneğin hepatit enfeksiyonu geçirmiş bir karaciğer, enfekte olmuş bîr doku, kireçlenmeye maruz kalmış eklemler, gözde katarakt gelişmesi, boyun ve bel fıtığı, kronikleşmiş adale kasılmaları, iç kulakta meydana gelmiş ve dolaşımı bozan yaşlılık hastalıkları; keratit ya da uveit gibi, bedene sonradan takılan tüm protezler ve kalp pilleri, damar içine takılmış stentler, isteyerek veya yanlışlıkla yutulan ve beden içinde kalmış yabancı cisim, prostat hipertrofisi, karaciğer veya kalpte meydana gelmiş olan yağlanmalar, peruklar, saç ekmek için kafatasına yapılan operasyonlar, cilt gerdirme ameliyatlarında gizlenen yerlerde kalmış skar dokuları, cep telefonları, elektromanyetik kirlenmeler, psikolojik ve ruhsal travmalar, gıdalar vasıtasıyla aldığımız kimyasal kanserojen maddeler bozucu alan olarak sağlığı tehdit etmektedir.

Hücrenin içinde normal şartlarda potasyum, dışında ise sodyum iyonları bulunur. Bu iyonlar sürekli hareket halinde bulunarak hücrede meydana gelen tüm olayları kontrol eder. Hücre bir potasyum pili olarak işlevini yapar. İçinde mevcut bir enerji ve işleyiş mekanizması vardır. Bozucu alanlar ilk önce hücrenin çalışma performansını bozup görevlerini yapamaz hale getirir. Hücre bölünemez ya da hızlı bir şekilde kontrolsüz olarak farklı bir formasyonda büyüyerek çoğalmaya başlar. Kanserin başlaması ve hücrenin içinde bulunan DNA ve RNA’da olan değişimler, kromozom anomalileri bu dönemde gelişmeye başlar. Bu durum kısır bir döngü olarak sürekli ilerleyen ve hızlanan bir seyir gösterir.

Tamamlayıcı Tıp ve Tedavi Yöntemleri

Sonuç olarak öncelikle kendi bozucu alanınızı tespit etmeniz gerekir. Tespit yapıldıktan sonra bu alandan kurtulmaya çalışmalısınız. Elbette sayısız farklı yöntem vardır; ama Nöral Terapi yöntemi bozucu alan tedavisinde son imkânları en maksimum seviyede sunmakta, kısa sürede önemli sonuçlar ortaya çıkararak yüz güldürücü etkiler meydana getirmektedir. Özellikle skatris dokularına doğrudan enjeksiyon yoluyla müdahalede bulunulması, hastanın kısa sürede sağlığında büyük bir devrim yaşamasını sağlamaya yetmektedir ya da bel ve boyun ağrılarından şikâyetçi olan hastaların ilk seans sonrasında şikâyetlerinde yüzde doksanlara varan iyileşmeler ortaya çıkmaktadır. Burada ilacın deri altına ya da derin dokulara yapılmasının ardından tüm hücresel düzeyde işlevsellik maksimum seviyeye çıkmakta, kan dolaşımında düzelme, oksijen seviyesinde artma görülmektedir. Bu yöntemle daha pek çok faktör kısa sürede iyileşmektedir.

Safra Yollarının Fizyolojisi Nedir?

Safra kesesi, armut biçiminde, zarsı yapıda bir depodur; karaciğerin alt yüzünde yeralır ve ana safra yoluna safra kesesi kanalıyla bağlanır.

Karaciğer 24 saatte 700-1200 mit safra salgılar. Sindirim arası dönemlerinde, Oddi büzücü kası kasılır ve safranın tümü safra kesesine dolar. Safra kesesinin kapsamı 50-70 mit kadardır; ama kesenin safrayı yoğunlaştırma yeteneği vardır. Safra kesesi içinde bekleyen safra, karaciğerden gelen safradan 15-20 kez daha yoğun olmuştur. Bu işlemde safra kesesi içzarı görev alır ve yalnızca safranın su bölümünü geri emer.

Besinler onikiparmak barsağına geldiğinde, safra kesesi boşalmaya başlar. Bu boşalma, kasılmalar yoluyla etkin biçimde ve Oddi büzücü kasının kasılmasıyla 2 evrede olur: 1) ‘boşalma kuvvetlidir, kesenin boyun bölümünden gelir; 2) kasılma daha az etkilidir, ama yavaş yavaş bütün boşalmayı sağlar. Safra kesesinin çalışma düzeninde 2 etmen rol oynar: Birincisi, mide-akciğer sinirinden gelen uyaranlardır, ikincil önemi vardır; asıl uyarılma hormon yoluyla olur ve kolesistokinine bağlıdır. Kolesistokinin, onikiparmak barsağının ve ince barsağm birinci bölümünün (boşbarsak) mukozasından salgılanır; onikiparmak barsağına besinlerin girmesiyle serbestleşir ve aynı zamanda hem safra kesesinin kasılarak boşalmasına, hem de Oddi büzücü kasının açılmasına neden olur. Kolesistokinin oldukça karmaşık bir polipeptit molekülünün (kolesistokinin-pankreozimin) bir parçasıdır. Ana molekül aynı zamanda pankreas salgılanmasını da düzenlediğinden, sindirim kanalının üst bölümlerinde sindirimin düzenli olmasında bü yük rol oynar.

Safra kesesinin 3 ana görevi vardır: Safrayı yoğunlaştırma; depolama; salgılama:

— yoğunlaştırma: Sodyum klorür ve suyun geri emilimiyle olur (kalsiyum da az miktarda geri emilir);

— depolama: Sindirim arası dönemlerinde safra depo edilir;

— salgılama: Safra kesesi mukozası, görevi henüz pek bilinmeyen bir müküs (sümüksü madde) salgılar.

Safra kesesinin safra basıncını ayarlamada da görevli olduğu sanılmaktadır, ama bu, fizyoloji açısından pek önemli değildir.

Hastalık durumlarında başlıca değişiklikler yoğunluk azalması, safra kolesterolünün artması, kolesterol tuzlarının çökerek taşlara yolaçmasıdır. Bu değişiklikler 1-2 hafta içinde ortaya çıkabilir.

DIŞ SALGI PANKREASININ FİZYOLOJİSİ

Dış salgı pankreası 2 sıvı salgılar: Pankreas özsuyu; enzim salgısı.

PANKREAS ÖZSUYUNUN BİLEŞİMİ

Normalde koyu yapışkan kıvamda, az miktarda olan pankreas özsuyu, sindirim sırasında bollaşır ve akışkanlasın Ortalama hacmi günde 1,5 lit redir. Bol tuz (elektrolit) kapsayan su kıvamında ki pankreas özsuyu, mideden geçtikten sonra, ol dukça asit olan sıvı haline gelmiş besinleri denge lemek için, yüksek oranda bikarbonat (alkali) kap sar. Enzim kapsamaz. Miktarı çok az olan enzim salgısı, pankreas özsuyu ile sulanır; protein bakımından zengindir (günde 6 gr) ve genellikle etkin olmayan öncüler biçiminde salgılanan 3 tip enzimden oluşur (yalnızca sindirim kanalında etkin olan zimojenler).

1. tipi, karbonhidratları glikoza dönüştüren (barsaktan yalnızca glikoz emilir) enzimler oluşturur; bu enzimlerin en önemlisi, kandaki miktarı ölçülebilen pankreas amilazıdır. Ağızda başlayan pityalinin etkisini, daha güçlü olarak sürdürür. Nişastayı dekstrin ve maltoza parçalar; maltozu da az miktarda glikoza çevirirse de, kalanını barsaklardaki maltaz fermenti glikoza çevirecektir.

2. tip, lipazlardan oluşur. Lipazlar pankreasa özgü yağları, yağ asitine ve gliserole çeviren enzimlerdir. Bunların da kandaki miktarları ölçülebilir.

3. tip, protein yıkıcı enzimlerdir (tripsin ve ki-motripsin). Bu enzimler besinlerle gelen proteinleri yıkar ve ammoasitlerle küçük polipeptitleriser bestleştirirler. Pankreasta bu enzimlerin etkisini ketleyen maddeler de bulunur ve böylece pankre asın kendi kendini sindirmesini (bazı hastalıklar da protein yıkıcı enzimlerin etkinleşmesiyle bu durum ortaya çıkabilir) önlerler.

PANKREAS SALGILAMASININ DÜZENLENMESİ

Hem sinir, hem de hormon yoluyla çift dene tim altında olur. Bu işte görevli hormonlardan birincisi sekretindir (1902′de Bayliss ve Starling tarafından bulunmuş ilk hormon); onikiparmak bar-sağından salgılanır ve pankreas özsuyunun salgılanmasına neden olur; ikincisi pankreozimindir (yağlar onikiparmak barsağı mukozasına temas ettiğinde, bu mukoza tarafından salgılanır); pankreasın enzim salgısını artırır (safra kesesi kasılma sına etkisi nedeniyle «kolesistokinin-pankreozimin» diye adlandırılır).

Sinirsel düzenleme ise bir yandan mide-akciğer sinirlerine bağlıdır (bunların uyarılması pankreas sıvısını etkilemeden yalnızca enzim salgılanışını artırır); öte yandan sempatik sinirler de bu düzenlemede rol alır; ama bunların rolü daha çok duyuyla ilgilidir.

ÎÇ SALGI PANKREASI

Pankreasın insülin ve glükagon salgılayan bölümüne iç salgı pankreası denir. Bu bölüm pankreas dokusu içine dağılmış hücrelerden («adacıklar» biçiminde biraraya toplanmışlardır; bu yüzden bunlara Langerhans adacıkları denir) oluşur. Bu hücreleri etkileyen hastalıklar, şeker hastalığı, kan şekeri düzeyinin düşmesidir (hipoglisemi).

Safra Yollarını İncelenme Yöntemleri Nedir?

Klinik ve röntgen muayenelerini, biyolojik incelemeleri kapsar.

KLİNİK MUAYENE

Bir tıkanma sarılığı dışında, gözle muayene fazla bilgi vermez. Bu sarılık kalıcı değildir ve başlıca özelliği zaman zaman açılmasıdır. Birkaç gün süren ateş ve ağrılı dönemden sonra, sarılık ortaya çıkmıştır. Deriyi ve mukozaları boyayan belirgin bir sarılıktır (kaşıntılarla birliktedir); sidik siyahımsı renk alır; dışkı renksizleşir. Ama bazen de, yalnızca göz sümüksel zarlarını boyayan hafif bir sarılık görülür. Sorguda mutlaka araştırılmalıdır; çünkü gerileyip, muayene sırasında yitmiş olabilir.

Elle muayene klinik muayenenin başlıca evresidir. Hasta sırtüstü yatmış durumda ve karnı gevşekken, 2 elle yapılır. Karnın sağ üst bölgesine yerleştirilen 2 elle, derin bir soluk alış sırasında kendiliğinden gelen ağrıya benzer bir ağrı uyandırmaya çalışır. Ağrı sağ kaburgalar kenarından başlar ve kuşak biçiminde arkaya yayılır. Ağrının araştırılmasına «Murphy testi» denir.

RÖNTGEN İNCELEMELERİ

Hazırlıksız karın filmi

Sol ön eğik konum bir safra taşının görünür kılınması için en uygun konumdur. Genellikle küçük olan safra taşlarının, kıkırdak kaburga kemik leşmelerinden, orta çizgide yapılan karın içine bakma muayenesi nedbelerinin kireçleşmesinden ya da böbrek taşlarından ayırdedilmesi oldukça güçtür. Genellikle taş saydamdır ve x ışınları tarafından görünür kılınmaz; çok ender olarak, bu muayeneyle «porselen safra kesesi» diye nitelenen safra kesesinin bütün çeperinin kireçleştiği görünümü ortaya çıkabilir. Ayrıca, safra kesesi içinde, hareket eden örtü biçiminde çok sayıda taş görüntüsü saptanabilir. Bazen de, hazırlıksız filmde, safra yollarında hava görülebilir (aerobili); bu, karaciğer içi safra kanallarını da görünür kılar; safra yollarında hava bulunması, genellikle sindirim yolları ile safra yolları arasında bir ilişki bulunduğunu belirtir; daha çok cerrahi girişimlerden sonra (ağızlaştırma ameliyatları) görülür. Bazen de, bir taşlı safra kesesi iltihabının ihtilatıdır.

Ağız yoluyla safra kesesi filmi çekme

Safra yollarının röntgenle incelenmesinde mutlaka gerekli ikinci yöntemdir. Kolay ve tehlikesiz bir muayene yöntemidir: Ağız yoluyla x ışınlarını geçirmeyen iyotlu bir madde içirilir; barsaklardan emilen bu madde, gidip safra kesesinde toplanır. Ağız yoluyla safra kesesi filmi şu koşullar altında alınmalıdır.-

— muayeneden önceki son yemek hafif olmalı, yağlı besinler yenmemeiidir;

— saydamsız maddeyi hasta, muayeneden 10 saat kadar önce, akşam almalıdır;

— safra kesesinin çabuk boşalmaması için, filmler çekilene kadar hasta aç kalmalıdır;

— kusma ve ishal, safra kesesinin görülmesini zorlaştıran durumlardır;

— bu incelemenin yapılabilmesi için, karaciğerin normal ya da normale yakın olması gerekir; sarılık varsa ya da bilirübin miktarı yüksekse, bu incelemenin yapılması gereksizdir, çünkü safra salgılanışı zaten yetersiz demektir.

İnceleme iki evrede yapılır:

— hasta yatar ya da ayaktayken, safra kesesi üstüne baskı yapılarak (ya da yapılmaksızın) alınan filmlerde safra kesesinin incelenmesi (baskı, karın üstüne yerleştirilen bir kauçuk balonla olur);

— «deney yemeği»nin verilmesinden (önce bir bardak buzlu su, sonra yumurta sarısı içirilmesi) sonra, ana safra yolunu görünür kılan safra salgı lanmasmın incelenmesi. Filmler beşer dakika arayla, hasta yatar durumdayken çekilir.

İyi koşullar altında yapılırsa, bu inceleme safra kesesinin ve ana safra yolunun görünür kılınmasını sağlar. Ama, özel durumlarda daha ince muayeneler gerekir.

Toplardamar yoluyla safra yolları filmi çekme

Yukarda anlatılan muayene yöntemlerinden biridir.

Toplardamar yoluyla saydamsızlaştırıcı iyotlu maddenin verilmesiyle, ilacın sindirim sistemini geçiş evresi atlanarak yapılır. İyotlu bileşim plazma proteinlerine bağlanır ve doğrudan karaciğere gider. Oradan da safra yollarıyla salgılanır; demek ki, otuz dakika içinde karaciğer içi safra yollarını, ana safra yolunu ve safra kesesini saydamsızlaştıracaktır. Morfin iğnesi yapılarak Oddi büzücü kası kapatılmışsa, saydamsızlaşma daha belirgin olur. Ama bu muayenenin yapılması için de, karaciğer işlevlerinin normal ya da normale yakın olması gerekir. İlk filmler iğneyle saydamsızlaştırıcı ilacı vermenin bitiminde, sonrakiler, ana safra yolu görünür kılınıncaya kadar her on dakikada bir alınır.

ÖTEKİ MUAYENE YÖNTEMLERİ

Bunların arasında en yenisi, onikiparmak barsağına bakma (düodenoskopi) denetimi altında koledok kanalına girilerek akıma ters yönde ışın tutucu madde vermedir. Sarılığın’ tıkayıcı tipte olup olmadığı kuşkuluysa yapılır. Wirsung kanalında yarattığı fazla basınç sonucunda pankreas iltihabına (pankreatit) yolaçma tehlikesi vardır (muayeneden sonraki günlerde pankreas işlevlerinin yakından incelenmesi gerekir). En iyi röntgen incelemesi ameliyat sırasında yapılandır: Safranın geçişindeki (ya da X ışınlarını tutan sıvının geçişindeki) basınç değişiklikleri ve safra yollarındaki kalıntı basınç incelenir; safra kesesi ya da yoluna sokulan sondadan, önce basınç ölçen özel bir aygıtla basınç kaydedilir. Sonra sondadan saydamsız madde verilerek, safra yolları görünür kılınır.

Bu muayeneye «safra yollarının radyomano-metrisi» denir. Safra yollarıyla ilgili her türlü cerrahi girişimde mutlaka uygulanmalıdır; çünkü, ana safra yolunda olan taşları ya da Oddi büzücü kası iltihabını (Oddit) açığa çıkarmayı sağlar.

BİYOLOJİK İNCELEMELER

Bunlar, karaciğerin safra salgılama görevini değerlendiren, bir önceki konuda anlattığımız incelemelerdir.

Protrombin düzeyi, daha çok karaciğer hücresinin protein senteziyle ilişkili de olsa, ilgi çekici bir öğedir. Gerçekten, karaciğerde protrombin sentezi, «K vitamini» adı verilen bir vitamine bağlıdır. Fizyolojik olarak K vitamini ince barsakta yağlarla birlikte sindirilir; oysa yağların emilebilmesi için, safra bulunması gereklidir. Barsağa safra akımı eksik olunca, yağlar, onlarla birlikte de K vitamini daha az emilecektir. Sonuç, hastanın kan protrombin düzeyinin düşmesidir. Ama, teşhis bakımından asıl önemli olan şudur: Bu durumda kas yoluyla K vitamini iğnesi yapılması, protrombin oranını yükseltir; oysa, karaciğer hücre bozukluklarında, sözkonusu iğnenin hiçbir etkisi olmaz

Pankreası İncelemeye Yarayan Modern Yöntemler Nedir?

Özellikle sorguya dayanır; çünkü birçok belirti, pankreas işlevlerinin bozulmasına bağlıdır: Başlıca belirti ağrıdır. Ağrılar mide bölgesindedir; sola ve sırta yayılır, çok şiddetlidir. Ağrı kesici tedaviye dirençlidir. Ağrının bir özelliği de, hasta özel bir konum aldığında yitmesidin Hasta öne doğru eğik oturursa, yan yatıp bacaklarını göğsüne çekerse ya da diz üstünde «dua eder» biçiminde durursa, ağrı geçer.

Genellikle bu ağrılardan ötürü hekime başvuran hastalarda şunlar da araştırılmalıdır:

— ishal ile belirti veren sindirim bozuklukları (yumuşak kıvamda, yağlı dışkı); bulantı ve ağrıyı hafifleten kusmalar;

— genel durumda bozukluk ve zayıflama. Sorguda ayrıca şeker hastalığı ya da kan şekeri düşmesi (hipoglisemi) araştırılmalıdır.

Tam anlamıyla klinik muayene fazla bilgi vermez. Kendiliğinden ortaya çıkan ağrıya benzer bir ağrı elle uyandırılmaya uğraşılır: Mallet-Guy testi (hasta sol yanma yatmıştır, soluk alma sırasında sol kaburga kenarına bastırılınca ağrı duyar) ya da Mayo-Robson testi (sol kaburga-omur açısında ağrılı nokta) denenir. Muayeneyle ayrıca, göz sümüksel zarında hafif sarılık, Murphy testi ile safra kesesinde duyarlık ve kapı toplardamarı basıncı artması belirtileri (dalak büyümesi, karın çeperinde yandaş damar oluşumu; asit; akciğer zarında ve kalp dışzarında sıvı toplanması) aranır.

RÖNTGEN İNCELEMELERİ

Pankreası inceleyen röntgen incelemeleri çok çeşitlidir; ama tümü aynı oranda bilgi vermez:

— karnın hazırlıksız filmi (önden, yandan); pankreasla ilgili kireçlenmeler (teşhisleri az ya da çok güçtür) gösterebilir;

— baryumlu mide-onikiparmak barsağı filmi (yan filmler de alınmalıdır); muayenenin ikinci biçimidir. Mide düzeyinde, kıvrımlardan birinde basıyı akla getiren bir geri itilme görülebilir. Onikiparmak barsağındaysa, barsağın baş bölümünde üst açıda, ikinci bölümünün iç kenarında biçim değişiklikleri, hattâ bazen, bütün onikiparmak barsağı yayı genişlemesi gözlenir;

— sarılık olmadığında toplardamar yoluyla safra yolları filmi çekme, pankreasın aşağı koledok kanalına bası yaptığını ya da pankreas hastalığıyla birlikte bir safra yolları (koledok kanalı) taşının varlığını ortaya koyar.

Pankreası daha yakından incelemeye yarayan modern yöntemler de vardır:

— karın boşluğuna hava verilerek (pnömope-rituan) ve karın arkası boşluğuna hava verilerek (pnömoretroperituan), pankreas yapışık olduğu organlardan ayrılır ve görünür kılınır. Alınan kesit filmlerin (tomografiler) incelenmesi, iki açık renkli hava şeridi arasındaki pankreası gösterir ve pankreasın biçimi konusunda fikir verir;

— selenometiyonin ile pankreasın incelenmesinde, bütün radyoizotop incelemelerinde olduğu gibi, gidip yalnızca pankreas dokusunda tutunacak olan bir madde verilir; bu madde röntgen filmlerinin tutacağı ışınlar salar; böylece pankreasın daha iyi bir görüntüsü elde edilir.

Bu iki muayene biçiminin ilgi çekici olmasına karşılık, daha iyi sonuç veren iki yöntem daha vardır:

— seçici çölyak atardamarı-mezenter atardamarı filmi çekme, pankreas yakınında yeralan atardamarlarda (mide-onikiparmak barsağı atardamarları; üst ve alt pankreas atardamarları; mezenter ve dalak atardamarları) olabilecek bütün değişiklikleri ya da çaplarında görülen bozulmaları, pankreas damarlanmasındaki değişiklikleri (fazla ya da az damarlanma odaklan) ortaya koyar. Bütün bu bilgiler, pankreas başında olan bir değişikliği, hatta hastalığın tipini aydınlatır;

— onikiparmak barsağı içine bakma (düode-noskopi) denetiminde Wirsung kanalı filmi çekme: Bir düodenoskop denetimi altında, Vater ampulü düzeyinden VVirsung kanalı içine karşıt madde vermeye ve film çekmeye dayanır.

BİYOLOJİK İNCELEMELER

Pankreasın iç ve dış salgılarını incelemeye yararlar. Kan amilaz düzeyi ölçülür (normalde 100 Sommgy biriminden azdır).

Aynı şey sidikte de aranır (120 birimden azdır).

Dışkı incelemesi önemlidir: Dışkıda yağ, protein aranır. İşaretli triyoleyin testi yapılır (işaretli bir lipit olan triyoleyin verilir ve dışkıya çıkan miktarı ölçülür).

Onikiparmak barsağına boru sokma daha güç bir incelemedir: Aç karnına (amilaz ve lipaz ölçümü) ya da sekretin şırıngasından sonra (salgı hacmi ve bikarbonat ölçümü) ya da pankreozimin şırıngasından sonra (amilaz ve lipaz ölçümleri) yapılır. Böylece, gerekirse karın zarı ve akciğer zarı sıvılarında da amilaz ölçümü yapılabilir. İvegen pankreas iltihaplarında (akut pankreatitler) kan kalsiyum düzeyinin önemi büyüktür. İç salgı pankreasının incelenmesi, kan şekeri düzeyi ölçümüne, şeker yükleme testine ve insülin ölçümüne dayanır.

Safra Yolları Hastalıkları Doğuştan Bozukluklar Nedir?

İkincil karaciğer kanseri her zaman başka bir kanserin (deri kanseri gibi) uzak bir yayılmasıdır.

Ender raslanırlar; doğuştan koledok Kanalı genişlemesi (koledok kisti) ya da safra yollarında gelişme kusurları biçimindedirler.

DOĞUŞTAN KOLEDOK KANALI GENİŞLEMESİ

Genellikle kadınlarda görülür; çoğunlukla 10 yaşından önce belirti verir. Koledok kanalının hacmi birkaç litreye ulaşır; ama genişleme, bu safra kanalının başlangıç bölümündedir. Son bölüm normaldir, hattâ daralmıştır. Bu genişlemenin yarattığı başlıca sorun, safra akışının durması ve bunun sonucu olarak safra yollarında taş ve iltihap ortaya çıkmasıdır.

Klinik belirtiler

Safra koliği tipinde ağrılar, dönem dönem tekrarlayan bir sarılık ve karaciğerin alt bölgesinde ele gelen bir kütle bulunması, başlıca klinik belirtilerdir.

Tamamlayıcı muayeneler

Biyolojik incelemeler iltihap durumunu, safra birikmesini ve bunun karaciğere yansımasını (hastalığın önemine ve süresine göre değişir) ortaya koyar. Röntgen incelemeleri son derece önem taşır: Röntgen iilminde (mide-onikiparmak barsağı-geçiş filminde) saydam görünüm, öne doğru itilme gösterir.

X ışınlarını tutan bir maddenin iğneyle karaciğer dışı safra yollarına verilmesiyle (kolanjiyografi) film çekilmesi, ameliyattan önce pek uygulanamaz. Hastalığın tedavisi ameliyattır. Koledok kanalı ile onikiparmak barsağı arasında ya da safra kesesi ile onikiparmak barsağı arasında bir ağızlaştırma yapılır.

Karaciğer içi safra yollarının genişlemesi (Ca-roli hastalığı) çoğunlukla böbrek bozukluklarıyla birliktedir.

Karaciğer içi safra yolları boşluklarındaki iltihabı yansıtan ağrılı ve ateşli dönemlerle ortaya çıkar. Teşhis, damar yoluyla X ışınları tutan bir madde verilerek karaciğer içi safra yollarının filmini çekmeye dayanır.

GELİŞME KUSURLARI

Karaciğer içi ve dışı safra kanallarında görülürler; safra yollarının bir bölümü oluşmamıştır (aplasia) ya da safra yollan, işlevi olmayan bir kordon biçimindedir. Son derece tehlikelidirler; belirtileri olan sarılık, kaşıntılar ve renksiz dışkı nedeniyle erken dönemde (doğumdan sonraki 2 hafta içinde) teşhis edilirler. Yeni doğmuş çocuktaki karaciğer iltihabından ayırdedilmeleri gerekir.

Cerrahi girişimin pek yararı olmaz; bu çocukların tek yaşama umudu, karaciğer aktarımının gerçekleştirilebilmesine bağlıdır.

Safra Taşı Kökenli Barsak Tıkanması Nedir?

SAFRA TAŞI KÖKENLİ BARSAK TIKANMASI

Nedenler

Safra yollarından gelen bir taşın, barsakta duraklayarak ivegen bir barsak tıkanmasına yolaç-masıdır. Genellikle taş büyüktür ve ince barsağa, safra kesesi-boşbarsak arası (safra kesesi ile ince barsağm ilk bölümü arası) ya da safra kesesi-on-ikiparmak barsağı arası bir fistülden geçerek gelmiştir; taşın duraklama yeri, büyük çoğunlukla, daha da dar olan ince barsak ile sağ kaim barsak arasındaki birleşme yeridir ya da ince barsa-ğın son bölümüdür.

TeÅŸhis

Klasik olarak hastalığın gelişmesi 2 evrede olur. Önce, yerel iltihapların önemini belirten çok şiddetli ağrılarla birlikte ivegen safra kesesi iltihabı belirtileri ortaya çıkar.

Bu ağrılar, şiddetli bir sindirim kanalı kanamasından sonra (üst tarafta ise kan kusma; altta ise siyah, katran gibi dışkılama), apansızın yiter. Ağrıdan sonraki günlerde karın kasılması da azalır. Hastalığın 2. evresi, genellikle aşağı bölümlerde yeralan bir barsak tıkanmasının belirtilerini ortaya koyar; nöbetler biçiminde şiddetlenen yaygın karın ağrıları; dışkı ve gaz hareketinin apansızın durması: Göden barsağının parmakla muayenede boş bulunması. Kusmalar daha geç ortaya çıkar (tıkanma ince barsağın üst bölümlerinde ise erken görülebilir). Muayenede karın, tıkanmanın üst bölümünde artmış gazlarıyla gerilmiş durumdadır; hasta bitkindir ve susuz kalmıştır.

Onikiparmak barsağı Vater ampulünün doku kesiti.

Bazı klinik belirtiler tıkanmanın nedeni konusunda fikir verir: Birbirini izleyen nöbetlerle gelişen bir tıkanmadır; tam bir tıkanma değildir; özellikle de, ana belirtilerin yeri, taşın yer değiştirmelerine ve duraklamalarına göre değişir. Taş elle muayenede algılanamaz: Taş çok küçük, karın çok gergindir.

Teşhis için röntgen filmi gereklidir. Gazlarla gerilmiş barsakta tıkanma yerini, ince barsakta hava-sıvı düzeylerini (barsak kıvrımlarında sıvı toplanması belirtisidir) gösterir. Taşın geçmesine neden olan safra kesesi-sindirim kanalı fistülünün de görülmesini sağlar: Safra yollarına uyan açık görünümü genellikle farkedilir. Ayrıca, bazen taşın kendisi de görülebilir; özellikle körbarsak (çekum) bölgesinde aranmalıdır. (Körbarsak karnın sağ alt bölgesindedir.) Hastalığın birinci evresi farkedilmemiş olabilir; ama yaşlı bir hastada barsak tıkanması görüldüğünde, sistemli olarak safra taşı ve iç safra fistülü aranmalıdır. Barsak tıkanmasının çok önemli olması ameliyat gerektirir ve hastalığın evrimi buna bağlıdır.

Bir safra kesesi taşı için yapılan cerrahi girişimde ameliyat sırasında basınç ölçümlü (radyomanometri) safra kesesi filmi alınması, ana safra yolunun serbest olup olmadığını saptamayı sağlar.

Safra taşı kökenli barsak tıkanması, çeşitli tedavi sorunları ortaya koyar. Sorunlar öncelikle, hastalığın görüldüğü kişiyle ilişkilidir: Genellikle, eskiden beri safra taşı olan yaşlı kişiler sözkonusudur; çoğunlukla, barsak tıkanması nedeniyle bedenleri iyice su yitirmiştir. Bu yüzden acil ameliyat tehlikelidir; ancak su ve elektrolit dengesinin sağlanmasından sonra girişimde bulunmak gerekir. Ameliyatın amacı, ince barsak açılarak taşı çıkarmak ve barsakta da bir beslenme bozukluğu oluşmuşsa, o bölümü çıkarmaktır.

Ama genellikle, hastanın genel durumu, aynı zamanda safra fistülünün de onarılmasına izin vermez; çünkü bu onarım, ameliyat süresini çok uzatır ve tehlikeyi artırır. Ama hastanın durumu elverişliyse, bir tekrarlamayı ya da başka bir ihtilatı önlemek için, safra kesesi çıkarılarak fistül de ortadan kaldırılmalıdır.