Archive for Temmuz, 2009

Uyuşturucu Alışkanlığının Oluş Nedenleri

Oluş Nedenleri:

Bu risk faktörleri ve koruyucu faktörlerin ışığında maddenin kötü kullanımı veya uyuşturucu alışkanlığının oluş nedenlerini şöyle sıralamak mümkündür.

1-Kalıtım: Alkolizmde olduğu gibi başka bağımlılık yapan maddelerin aşırı kullanımında genetik etkenlerin yeri olabileceğine dair veriler giderek artmaktadır. Genetik geçişin ya doğrudan doğruya bir yatkınlık sağlayan  gen yerleşimleri ile yada patolojik bir kişilik yatkınlığına (antisosyal kişilik bozukluğu gibi) yol açarak olduğu sanılmaktadır. İkiz ve evlatlık araştırmaları bu görüşü desteklemektedir.

2-Kişilik etkenleri: Özgül bir kişilik yapısı tanımlanmamıştır. Uyuşturucu kullanan kişilerin çoğunda aşırı güvensizlik, bağımlılık, benlik zayıflığı, bunaltı, panik, çökkünlük ve ağır yılgınlık  durumlarının sık yaşanması; bunları kapatabilmek için otoriteye karşı gelme, yasa ve kuralları çiğneme eğilimi, hazcılığa eğilim gibi özellikler bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda ilaç/madde bağımlılığında bu kişilik özelliklerinin varlığı bildirilmektedir.

3-Çevresel etkenler:Toplumsal çevrenin, arkadaş gruplarının, maddenin kolay elde edilebildiği bir ortamın, madde kullanımının prestij, güç ve üstünlük sağladığı toplulukların ilaç/ madde bağımlılığında rolü büyüktür.

4-İyatrojenik nedenler:Afyon preparatlarının, benzodiazepinlerin hastalara sık ve kolay verilmesi bağımlılığa yol açabilir

Madde Bağımlılığından Koruyucu Faktörler

Koruyucu faktörler

Yukarıda saydığımız gerek aile ile ilgili gerek sosyal gerekse kişilikle ilgili risk faktörlerinin tersi koruyucu faktörler olarak söylenebilirse de önemli sayabileceğimiz birkaç tanesini sıralamakta fayda var:

*Duygusal olarak destekleyici anne ve baba

*Aile ile iyi iletişim

*Okulda düzenlenen aktivitelere katılım

*Akademik başarıya önem verilmesi

Madde Bağımlılığında Risk Faktörleri

A-Aile ile ilgili risk faktörleri

*Anne ve baba desteğinin az olması

*Anne ve/ veya babada madde kullanımı

*Anne ve babanın gencin alkol kullanımına izin verici, çok toleranslı bir tutumda olması

*Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi

*Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına diğerinin izin vermesi gibi)

*Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği

*Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu oluşturmanın eğitim metodu olması

*Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (Çok başarı beklenmesi vs.)

B-Sosyal risk faktörleri

*Hayattaki sıkıntılar (İşsizlik, göçler gibi)

*Madde kullanan arkadaş çevresi

*Düşük okul başarısı

*Düşük sosyoekonomik düzey

*Fiziksel ve/ veya cinsel taciz yaşama

C-Kişilikle ilgili faktörler

*Kendine güvenin az olması

*Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması

*Çekingenliğin çok, girişkenliğin az olması

*Başa çıkma mekanizmalarının iyi olmayışı

*Davranış bozuklukları ve agresif kişilik yapısı

*Toplumun sosyal değerlerine yabancılık

D-Rol modelleri

Gencin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Mesela Red Kid çizgi filmi seyreden bir çocuk  Onu örnek almak isterken sigaraya özenebilir. Evde anne ve babadan birisi veya her ikisi de sigara içiyorsa çocukları bunları taklit edecektir. Sevilerek seyredilen bir dizide beğenilen karakterlerin purosu içkisi yine çocukları özendirecektir. Bu yönden gerek basın- yayın kuruluşlarına gerekse aile ve eğitimcilere büyük görevler düşmektedir.

E-Genetik faktörler

Araştırmalar özellikle alkol bağımlılığının genetik yatkınlıkla yakından alakalı olduğunu göstermektedir. Görülmüştür ki evlatlık verilen kişilerde alkolik olma sıklığı yetiştiği aileden ziyade biyolojik anne ve babalarında olan alkolizm sıklığı ile alakalıdır. Bu bize diğer madde kullanımının da genetik yatkınlıkla alakalı olabileceğini göstermektedir.

Madde Bağımlılığı Çeşitleri – Tipleri

Ruhsal (psikolojik) bağımlılık: Bir maddeye alışmış olanlarda maddenin etkisi ile ruhsal bir tatmin duyulur. İlaç veya madde alındığı zaman rahatlama olur, keyif alınır, sıkıntılar kaybolur, tatlı hayaller olur. Bu safhada madde kesilirse alınmazsa ruhsal sıkıntılar belirir. Etkiye özlem duyulur.  Fakat kısa bir süre sonra bu sıkıntılar kendiliğinden azalır ve kaybolur.

Fiziksel( Fizyolojik) Bağımlılık:Bazı maddelere karşı alışkanlık ileri safhaya ulaşır. Toksik (zehirli) madde metabolizmanın bir elemanı haline geçer. Bu durumda iken madde kesilirse ve alınmazsa vücut fonksiyonları bozulur. Ruhsal sıkıntılarla birlikte organik belirtilerin oluşması, yoksunluk belirtilerinin meydana gelmesi fizyolojik bağımlılık olduğunu kanıtlar.

Uyuşturucu ve alkol bağımlıları bu maddeleri kullanmaya genellikle genç yaşta başlarlar. Bunun pek çok nedenleri vardır. Gençlik, değişim ve toplumda yer edinme dönemidir. Anne ve babadan bağımsızlaşma sürecinde genç, davranışlarını bir grup içinde deneyerek geliştirir. Sigara, alkol yada herhangi bir uyuşturucu o grup içinde norm olmuşsa veya o grubun elemanı olmanın bir şartı gibiyse, gruptaki yerini kaybetme yada alay edilme endişesi gence uyuşturucunun  etkilerinden daha korkunç gelir. Ergenlikte düşünce dünyası genişler. Soyut ve teorik düşünme başlar. Gençlikte riskler daha kolay alınır. Muhtemel kötü sonuçlar kolaylıkla minimize ve göz ardı edilir.

Bu maddeleri kullanma yaygınlığı çağdan çağa, ülkeden ülkeye büyük değişiklikler göstermektedir. Mesela A.B.D. de 1962 de 12 yaşın üstündeki  nüfusun % 4 ü hayatları boyunca en az bir kere psikoaktif madde almışken 1982 de bu oran % 33 e çıkmıştır. 1979 dan bu yana aynı ülkede esrar, eroin ve halüsinojen kullanımı azalmakta buna karşılık kokain kullanımı artmaktadır. 1990 bulgularına göre 18 yaş  ve üstünde herhangi  bir madde kullanım bozukluğu hayat boyu yaygınlık oranı% 16.7 olarak bildirilmiştir.

Ülkemizde uyuşturucu ya da uyarıcı madde kullanımı ve satışı ağır cezalandırıcı yasalarla karşı karşıya olduğu için bu kişilerin hekime ve hastaneye başvurmaları nadirdir. Bu nedenle yaygınlığı konusunda net bir bilgi yoktur. Fakat, ülkemizde büyük kentlerin belirli çevreleri dışında eroin, kokain, amfetamain gibi maddelerin kullanımı oldukça düşüktür. Afyon ve esrar kullanımı sanıldığından fazla olabilir. Yine de batı ülkelerine oranla çok düşük olduğu kesindir. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinde yapılan çalışmalar bu düşük oranları gösteriyorsa da yıllar içinde bir artmanın olduğu kesindir. Memleketimizde gençler arasında bağımlılık yapan maddelerin kullanılmasında en başta sigara, alkol  ve esrar gelmektedir. Görüldüğü gibi yasal olmayan maddelerin kullanılmasında esrar ilk sırada yer almaktadır. Esrardan sonra uçucu maddeler, hap ve eroin kullanımı gelmektedir. Anadolu’da 3694 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada hayat boyu en az bir kez kullanma oranı sigara için % 80.2, alkol için%31.9; diğer bağımlılık yapan maddeler için % 3.6 bulunmuştur.

UYUŞTURUCU VE ZARARLARI

UYUŞTURUCU VE ZARARLARI

Emniyet hizmetleri sınıfının değerli personeli.

Bugün sizlere Emniyet Müdürlüğümüzün talepleri doğrultusunda Rektörlüğümüzün görevlendirmesi ile  uyuşturucu ve zararları konusunda bilgi vermeye çalışacağım.

Tüm insanların sahip olduğu önemli üç unsur vardır. Bunlardan birincisi ve en önemli olanı insanlara bahşedilmiş olan hayattır. İkincisi akıl, üçüncüsü de sağlıktır. Alkol ve uyuşturucuları kullanmak hem akla hem de sağlığa zararlıdır. Ülkemizin ve insanlarımızın aynı zamanda ailelerimizin; akıl ve mantığıyla hareket eden, toplumumuza yararlı  uyuşmamış beyinlere ihtiyacı vardır. Yukarıda da bahsedildiği gibi uyuşturucular gençliğimizin bugününü ve yarınını karartan, gençleri kendi benliğinden ve milli kültüründen koparan önemli bir felakettir. Merak ve özentiyle başlayan sigara içme, daha sonra gelen alkol içme alışkanlığı ve alkol bağımlılığı uyuşturucu bataklığına düşmenin bir habercisi olabilir. Ki bu bataklık  içinde yaşamak pek çok hastalığı, fuhşu, cinsel sapıklığı beraberinde getirebilir. Bu zararlı maddelerden bütün insanların özellikle de gençlerin korunması gereklidir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki bu tür zararlı maddeleri kullanma yaşı giderek aşağılara inmektedir.

Öyleyse uyuşturucu nedir? Uyuşturucu; ağrı kesici , bağımlılık yapıcı kimi zamanda öfori yaratıcı etkileri olan ilaçların ortak adıdır. Narkotik olarak ta bilinen uyuşturucular öncelikle tıpta ağrıyı dindirmek amacıyla  kullanılan ilaçlardandır. Uyuşturucular en güçlü ağrı kesicilerden olmalarına karşılık bağımlılık yaratıcı özelliklerinden dolayı tıpta dikkatle kullanılırlar. Sıklıkla hastalığın son ve umut olmayan evresindeki kanserlilerde çok şiddetli ağrıları dindirmek amacıyla kullanılır. Uyuşturucular ağrıyı dindirmenin yanı sıra şiddetli ağrıya eşlik eden; üzüntü, sıkıntı, korku ve panik gibi duyguları da azaltır. Ölmesi beklenen kanser hastalarında  önlerinde uzun bir ömür olmadığından ve temel  amaç belirli bir hayat düzeyini sürdürmek olduğundan bağımlılık problemi önemli sayılmaz.

Bizim üzerinde duracağımız nokta uyuşturucuların tedavide kullanılması değil; toplumumuzda ve gençler arasında maddenin kötü kullanımı ve uyuşturucu bağımlılığıdır.

Öncelikle maddenin kötü kullanımından başlarsak  burada bireyin kullandığı maddeyi aile, iş ve diğer sorumluluklarını yerine getiremeyecek kadar tekrarlayıcı bir biçimde ve fiziksel tehlikelerine rağmen her gün almasıdır.

Madde bağımlılığı ise kullanılan maddenin sürekli alınan dozunda  istenilen etkinin sağlanamaması nedeniyle maddenin dozunun giderek artırılması veya maddenin uzun süre kullanılması; maddenin alınmadığı zaman yoksunluk belirtileri denilen fiziksel belirtilerin ortaya çıktığı bir durumdur. Burada birbirinden farklı iki bağımlılıktan söz edilebilir. Bunlardan birincisi psikolojik bağlılık veya ruhsal bağımlılık; ikincisi de fizyolojik veya fiziksel bağımlılık denilen bağımlılık tipidir.

Organ Disfonksiyonu Tanımlama Skorları Genel Değerlendirme

Organ Disfonksiyonu Tanımlama Skorları

Genel Değerlendirme

Bu skorlama sistemleri göreceli olarak yeni sistemleridir. Bunlar arasındaki esas fark kardiyovasküler disfonksiyonunun değerlendirilmesinde seçilen yöntemdir. (Tablo 2 ). MODS karışık bir değişkeni ( kalp hızı x CVP / MAP ), SOFA kan basıncı ve adrenerjik destek seviyesini ve LODS kalp hızı ve sistolik kan basıncını kullanır. Skorları hesaplarken tartışılması gereken bazı pratik konular mevcuttur.

  1. Herhangi bir parametre için tam olarak hangi değer göz önüne alınmalıdır?  Basit değişkenlerin çoğu 24 saatlik dönem sırasında birkaç ölçüm yapılabilir.
  1. O günü temsil etmek üzere en düşük, en yüksek veya ortalama değerlerden hangisi kullanılmalıdır? Skorlamanın amacı nedeniyle, 24 saatlik dönemdeki değerin kullanılması için genel bir fikir birliği mevcuttur.
  1. Eksik değerler için ne yapılmalıdır?
  1. Yeni bir değer elde edilene kadar bilinen en son değer kullanılmalı mıdır veya birbirini izleyen iki değerin ortalaması mı alınmalıdır?

Her iki seçenek de skorun güvenirliliğini etkileyebilecek tahminlere yol açar. İlk seçenekte, zaman içinde değerdeki değişikliğe ait bilgi sahibi olmadığımız farzedilirken, ikinci seçenekte ise değişikliklerin oldukça tahmin edilebilir ve düzenli olduğu kabul edilmektedir. Genelde ikinci seçeneğin tercih edilmesi önerilmektedir. Çünkü değerler birkaç günden beri eksik olabilir ve bilinen son değerin kullanılması hesaplamada ciddi hatalara yol açabilir. Ek olarak, ölçülen değerin çoğundaki ( platet sayısı, biluribin, üre ) değişiklikler gerçekte oldukça düzenlidir. Sistematik bir şekilde aşağı ve yukarı doğru hareket eder.

Parametre

MODS

SOFA

LODS

Solunum

PaO2 / FiO2 oranı PaO2 / FiO2 oranı solunum desteği için ihtiyaç PaO2 / FiO2 oranı ve ventilasyon / CPAP durumu

Koagülasyon

Platelet sayısı Platelet sayısı Beyaz küre ve Platelet sayısı

Hepatik

Bilirubin konsantrasyonu Bilirubin konsantrasyonu Bilirubin konsantrasyonu ve protrombin zamanı

KVS

Kalp hızı x                ( CVP/MAP ) Kan basıncı ve adrenerjik destek Kalp hızı ve sistolik kan basıncı

SSS

Glaskow koma skoru Glaskow koma skoru Glaskow koma skoru

Renal

Kreatinin konsantrasyonu Kreatinin konsantrasyonu ve idrar çıkışı Üre ve kreatinin konsantrasyonu ve idrar çıkışı

Tablo 2 : Üç organ disfonksiyonunu skorlama sisteminde organ sistemlerini değerlendirmek için seçilen parametrelerdeki farklılıklar.

Lojistik Organ Disfonksiyon Sistemi – LODS

Lojistik Organ Disfonksiyon Sistemi – LODS

Lojistik organ disfonksiyon sistemi, yoğun bakım hastalarından oluşan geniş bir veri tabanından seçilmiş değişkenlere çoklu lojistik regresyon uygulanarak 1996 yılında geliştirilmiştir.      Skoru hesaplamak için her organ sistemi, o gün içinde o sistem için herhangi bir değişken için en kötü değere göre puan alır. Eğer hiç organ disfonksiyonu yoksa 0, en kötü disfonksiyon için 5 puan, sadece nörolojik, renal ve kardiyovasküler sistemleri için kullanılmaktadır. Pulmoner ve koagulasyon sisteminin maksimum puanları için maksimum 3 puan verilmekte,karaciğer için maksimum 1 puan verilmektedir. Böylece maksimum skor 22 olmaktadır. LODS skoru tekrarlanan skorlarda ziyade yoğun bakıma kabulden sonraki ilk 24 saat içerisindeki organ disfonksiyonun sadece tek bir ölçümünü yapmak üzere planlanmıştır. LODS sistemi oldukça karışık ve seyrek olarak kullanılmakla birlikte klinik çalışmalrda organ disfonksiyonunu değerlendirmek için kullanılmaktadır.

Ardışık Organ Yetersizliği Değerlendirmesi – SOFA

Ardışık Organ Yetersizliği Değerlendirmesi – SOFA

1994 yılında geliştirilmiştir. Septik hastalarda, gruplarda zaman içinde organ yetersizliğinin derecesini kantitatif ve objektif olarak tanımlamak amacıyla geliştirilmiştir. Başlangıçta sepsis ilişkili organ yetersizlik değerlendirme skoru olarak adlandırılmıştır. Nonseptik hastalara da eşit bir şekilde uygulanabileceği anlaşılınca “ardışık organ yetersizliği değerlendirmesi” olarak yeniden adlandırılmıştır. Bu skorda çalışan sistemler; solunum, koagülasyon, hepatik, kardiyovasküler, santral sinir ve renal sistemlerdir.

Normal fonksiyon için 0, en kötü fonksiyon durumu için 4 olmak üzere puanlama yapılmış ve her gün için en kötü değer kaydedilmiştir. Her bir organ için değerlendirme yapılmakta ve zaman içinde monitörize edilebilmekte olup genel total skor hesaplanabilmektedir. Yüksek bir total SOFA skoru ( SOFA max ) ve yüksek bir delta SOFA ( SOFA max – kabul sırasındaki SOFA ) skoru kötü bir sonuçla ilişkili olduğu ve yaşamaya devam edenlere kıyasla ölenlerde zaman içinde total skorun arttığı gösterilmiştir.

Çoklu Organ Disfonksiyon Skoru – MODS

Çoklu Organ Disfonksiyon Skoru – MODS

Çoklu organ disfonksiyon skorlama sistemi, 1969 – 1993 yılları arasında literatürdeki çoklu organ yetmezliği klinik çalışmalarının gözden geçirilmesi ile geliştirilmiştir. Altı organ sistemi seçilmiş ve her organ için fonksiyon durumuna göre 0 ile 4 arasında bir puanlama yapılmıştır. Toplam maksimum skor 24’ e ulaşabilmektedir. 24 saatlik zaman diliminde her organ sistemi için en kötü puan toplam skorun hesaplanmasında kullanılmaktadır.

Yüksek başlangıç MODS değeri yoğun bakım mortalitesi ile korelasyon göstermekte olup delta MODS ( yoğun bakımda kalış süresi içindeki MODS ile kabul sırasındaki MODS arasındaki fark olarak hesaplanan ) hastanın akıbeti hakkında daha prediktif bilgi sağlamaktadır. 368 yoğun bakım hastasında yapılan çalışmada APACHE II ve organ yetersizlik skoruna göre MODS sonuç gruplarını daha iyi tanımladığı ancak mortalite riskini tahminde bütün skorlama sistemlerinin aynı benzer sonuçlar verdiği gösterilmiştir. MODS, değişik yoğun bakım hasta gruplarını içeren klinik çalışmalarda organ disfonksiyonunu değerlendirmek için kullanılmaktadır.

Organ Disfonksiyonu Tanımlama Skorları

. Organ Disfonksiyonu Tanımlama Skorları

Organ yetersizlik skorları hayatta kalma oranını belirlemekten ziyade organ disfonksiyonunu tanımlamak için geliştirilmiştir. Organ fonksiyon skorlarını oluştururken akılda tutulması gereken üç önemli kural vardır.

  • Organ yetersizliği basit bir hep ya da hiç olgusu değildir, çok hafif fonksiyon bozukluğundan tüm organ yetmezliğine kadar değişen süreçtir.
  • Organ yetersizliği durağan bir olay değildir. Hastalığın seyri sırasında zamanla disfonksiyonun derecesi değişebilir ve bu nedenle skorların zaman içinde tekrar tekrar hesaplanması gereklidir.
  • Herhangi bir yoğun bakımda, herhangi bir hasta için kolayca hesaplanabilmesi için, her bir organı değerlendirmek için seçilen değişkenler objektif, basit ve bulunabilir olmalı ancak güvenilir, her kurumda rutin olarak ölçülen, araştırılan organa spesifik ve diğer hasta değişkenlerinden bağımsız olmalıdır.

Skorlamaların çoğunluğu altı ana organ sistemini içermektedir.

  • Kardiyovasküler sistem
  • Solunum sistemi
  • Hematolojik sistem
  • Santral sinir sistemi
  • Renal sistem
  • Hepatik sistem

Gastrointestinal sistem gibi diğer sistemler skorlamaya daha az olarak dahil edilmektedir. İlk skorlama sistemleri organ yetersizliğini var ya da yok olarak değerlendirmekte ve bu yaklaşım organ fonksiyonu için belirlenen limitin ne olduğuna çok fazla bağımlıydı. Daha yeni skorlamalar ise organ yetersizliğini disfonksiyonun bir derecesi olarak değerlendirmektedir. Çoğu skorlamalar genel yoğun bakım hastalarında geliştirilmiş, bazı skorlamalar ise spesifik olarak sepsisli hastalarda kullanılmak üzere geliştirilmiştir.